Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ruhum eriyor, göğüs kafesimin boşluğunda ruhumun damladığını hissedebiliyorum. Gecenin karanlığında sesler daha belirgin, duygular daha canlı. Gölgeler… Gölgelerin rengi olur mu? Ben nasıl renkli görüyorum o halde; tavanda oynaşan gölge nasıl kıpkızıl olabilir? Sabaha saatler var; buna inanabiliyor musunuz, bir uyku sonrası renklerimiz belirleniyor.
Roman bilimkurgu dalında yer alsa da dili hiç beklenmedik şekilde akıcı. Romanın şiirsel anlatımı hemen sizi içine alıyor ve bitene kadar bırakmıyor. Her bir sayfada sonrasına olacaklara ilişkin merak gitgide büyüyor, bölümlerin birbirinden çok kopuk olmaması kitaba ara vermenizi, kahvenizden bir yudum almanızı zorlaştırıyor
Evet, içerik olarak distopik bir dünya ve distopik bir gelecek anlatılmış; ben bu anlamda romanı Kazuo Ishiguro’nun Beni Asla Bırakma’sına benzettim: Olağan dışı olaylar sanki günlük yaşamımızdaymış gibi, sanki olağan konularmış, olagelen şeylermiş gibi anlatılıyor ve bu da size çok doğal bir şekilde geçiyor. Bir anda kahramanın geçmiş aşk acısına üzülürken; Paris’te “Cafe De la Mairie’de, Sartre’nin ve Albert Camus’nun son defa görüştüğü yerde... Dahası, Hemingway, Fitzgerald ve Beckett’in de uğrak yeri..” olan kafede, yazarın anlatımıyla ruhunun eksik olan parçasını ararken, kendinizi de hemen yan masada elinizde bir cafe latte ile buna dertlenirken yakalıyorsunuz.
Sonra her acının bir tadı ve kokusu olduğunu öğreniyorsunuz; “Piyano notalarının içinde eriyen Isabelle Geffroy’in sesi, camda patlayan yağmur damlaları, kahve ve vanilya kokusu… Saf aşkı ve mutluluğu çağrıştıran bunca şeyin içinde insanın canı acıyabilir mi? Kahve kokusunu içime çekerken, dudaklarımda hala taze vanilya tadı varken bu olmamalıydı; haksızlık bu, kahve içerken insan terk edilmemeli.”
Sonra mı? Geçmişin acılarından kurtulup geleceğin korkusuna kapılıyorsunuz. Kahramanınız ile birlikte akıllı telefonunuzdan geleceği izliyorsunuz; gelecekte kahramanınızın panik içinde korkuyla savrulduğunu, bileğinde bir bileklik olduğunu görüyorsunuz. Sağlık analizleri yapılmış, kalan nefes sayısı yaklaşık belirlenmiş ve ait olduğu gruba alınmış. Sonrası spoilar’a girer:)
“Yapay
Bir Dilek TutMarsel Soren · Hayy Kitap · 20252 okunma
Paris’teydim. Son durağımda. Eyfel Kulesi’nin yakınında, iki-üç kilometre mesafede Cafe de la Mairie benim ofisim oluyordu. Burası, Sartre’nin ve Albert Camus’nun son defa görüştüğü yer. Bir daha da görüşmemişler zaten. En azından ben öyle biliyorum. Dahası, Hemingway, Fitzgerald ve Beckett’in de uğrak yeri. İşte ben de Paris günlerimi, felsefe ve edebiyatın ruhunun hala nefes aldığına inandığım Cafe de la Mairie’de geçiriyordum.