Umut, ne korkunç bir şey,” diye düşünüyorum; etrafımızdaki hemen herkes bir umut için yaşamıyor mu? Kendimiz bile bir umudun peşine takılıp gitmiyor muyuz? Bir gün mutlu olmak için. Kaybettiğimiz bir şeyi geri almak için; bazen bir baba, bazen bir kız çocuğu; bazen de Freud gibi yitik bir geçmiş: “Hayaller kurmakla meşguldüm. Tuhaftı, bu hayaller geleceğe yönelik değildi. Geçmişi onarmaya çalışıyorlardı.”
Sadece ve sadece bir şansım olduğunu çok iyi biliyordum. Bir şehri kuşatmış komutan gibiydim hem cesurdum hem korkaktım. Hem güçlüydüm hem zayıftım. İstediğim şey beni ayakta tutuyordu ama aynı zamanda beni nefessiz bırakıyordu. Ölmeye değecek kadar güzeldi ama onunla sonsuza kadar yaşamak isteyecek kadar da can alıcı.
Ve işte… kısa mesajlar yine bir bir düşüyor telefonlarımıza. Mesajlar SYB’den, Sürdürülebilir Yaşam Bakanlığı’ndan geliyor; Pixelenium’dan da bildiğimiz gibi. Bugün yaşayacaklarımızı X’eleniumlar’da zaten öğrenmiştik; orada da sağlık taramalarının yapılacağı adresler kısa mesajla bildiriliyordu.
Buna hazırlıklılardı, böyle kötü bir durumda yapay zekânın, yani ‘diğer taraf’ın nasıl davranacağını görmek istediler, başardılar da. Şimdi geleceği, yani diğer tarafı izliyorlar, diğer taraftakilerin her adımlarını not ediyorlar, orada yaşananlar bizi gelip bulduğunda burada aynısını uygulayacaklar.