Ben sizi anlıyorum, siz de beni anlıyorsunuz. Başka dilde konuşmuyoruz. İkimizin de anadili bu. O zaman neden sizinkine Türkçe diyorsunuz da bana 'Azerice konuş' diyorsunuz? Aynı dili konuşuyor ve anlıyor, anlaşıyorsak ayrı ayrı isim vermenin mantığı var mı ki? Siz televizyoncusunuz. Ne dediğiniz halkı etkiler. Doğru yayın yapacak ve bölücülük etmeyeceksiniz. Unutmayınız lütfen, bir Türk vardır ve bir Türkçe. Farklı söyleyen gâfildir ve Türk'e göre düşünmemektir.
Sayfa 297 - Kendisine 'Azerice konuşun!' diyen muhabire cevabı·Kitabı okudu
Bahtiyar Vahabzade ile Ankara'da, Kavaklıdere Tunalı Hilmi Caddesi'nde yürüyorduk. Büyük sanatkar, bir müddet tabelalara bakmış ve "Bunlar ne böyle demişti? Allah korusun, bizim koca Türkiyemiz sömürge mi?". Büyük Türk, büyük şair, büyük ilim adamı içi yanarak böyle söylemişti.
Kavramlar bir türlü oturmuyor ve durmadan değiştiriyoruz. Kavramlarla düşünür ve düşünce kavramlarla taşınır. Bu anarşi yüzünden ne tam düşünebiliyoruz ne de düşünceyi aktarabiliyoruz.
Bizim bilmeyişimiz, bir ses yaratmadığımız manasına gelmez. Âlâsını yaratmışız. Bin yıl dünyaya neredeyse tek başına hükmeden bir milletin, bu işi sadece kılıç zoruyla bilek gücüyle yaptığını düşünmek akıl işi değildir.
Milli takım kaptanı Nihat Kahveci İspanya'ya gitti. İlk izne gelişinde, " İspanyolca bilmeyene sahada pas vermekte bile gönülsüzler, tez zamanda dilimi geliştirmek zorunda kaldım." dedi. Kanına dokunmuş olacak ki "Bize gelenleri niçin Türkçe öğrenmeye mecbur tutmuyoruz? dedi.