Öte yandan gelişimimiz yeniliklere olan ilgisini kaybetmeye başlayıp da hayatın zorlukları gücümüzün sınırlarını bize öğrettiğinde ve sade şimdi değil, gelecekte monoton göründüğünde hayat gidişini daha da hızlandırır geçmiş bir düşe dönüşür ve şimdiki zaman yanılsamadan ibaret hale gelir. Tembellik ya da toplumsal yahut iş hayatının zorunluklarının nasıl üstesinden geleceğini bilmeyenler için bu yanılsama onlara çaresizlik dolu bir his verir. Bilge insan mümkün olduğunca hızla akıntıyla sürüklenir ancak direnmenin boşuna olacağını bildiği içindir. Kaçamayacağı şeyi kabul ederek kendisini özgür bırakmıştır. Ve yolculuğunu yalnız yapmaya çalışır. Bunu yaparken geçmişin tamamen yok olmasına izin vermez. Yolculuğun arkasına hiçbir anı bırakmayan insanları bilmektedir. Hayatın bir gerçekliği olmaya, bir yanılsama duygusu dayanılmaz gelir. Bu duygunun hiçbir değerli iş yapmayan insanlara geldiğinin bilincindedir. İnsan kendisini bu duygudan ancak büyük bir ideale adayarak kurtarabilir. Sonra da tam zıttı duygu yaşar. Hayatın capcanlı gerçeğidir bu. Tıpkı bir çiftçinin yaptığı her işin geride bir iz bırakması hibi, eserinin toplumda büyük bir gelişime neden olacağına inanan yazarın çalışmasıda böyledir. Her gün emeğinin somut sonuçlarını görür. Hayatı en sonunda yaptığı bir parçası olarak bilinir ve ona somut gerçeğe dair bir şeyler verir. Sadece düzenli, mutlu, üretken bir çalışma hayata tat katar. Çalışmak hayatın tadını on kat arttırır. Ama tembeller bunu görmezden gelir.
Her zaman bakan, her zaman dinleyen ama asla düşünmeyen o insanlardan biri haline gelir. Hiçbir şeye ilgi duymadan dinlemeye, yaşamının korkunç bir boşluk olduğunu saklamaya, bir insanı yorgun, aptal ve monoton bir hale getiren o zorbalığa boyun eğmeye başladığında artık zirveye ulaşmış demektir.