İtaatsizlik derken, sadece "hayır” demek haricinde hayata karşı hiçbir yükümlülüğü olmayan “nedensiz asinin itaatsizliğini kastetmiyorum. Bu tür itaatsizlik, en az karşıtı, yani “hayır” demekten aciz konformist (uyumcu) itaat kadar kör ve zayıftır. Doğrulayabildiği için “hayır” diyebilen, kesinlikle kendi vicdanına ve kendi seçtiği ilkelere riayet ettiği için itaatsizlik eden kişiden söz ediyorum; asiden değil, devrimciden bahsediyorum.
Sosyalizme göre, sadece yoksulluk değil, zenginlik de bir kusurdu. Maddi yoksulluk, insanı insani açıdan bir yaşamın temelinden yoksun bırakır. Maddi zenginlik ve güç, insanı yozlaştırır. İnsanın varlığına özgü orantı ve sınırlama duygularını yok eder; bireyde, türdeşleriyle aynı varlık koşullarına bağlı olmadığını hissettiren gerçekdışı ve çılgın bir “benzersizlik” duygusu yaratır. Sosyalizmi, maddi rahatlığın, yaşamın gerçek amaçları için kullanılmasını ister; kişisel serveti, toplum için olduğu kadar birey için de tehlikeli görerek reddeder. Aslında, kapitalizmle karşıtlığı tam da bu ilkesiyle ilgilidir. Mantığı gereği, kapitalizm, giderek artan bir maddi zenginliği amaçlarken sosyalizm, giderek artan bir insan üretkenliğini, farkındalığını, mutluluğunu ve insani amaçlara olanak sağlayacak oranda bir maddi rahatlığı amaçlar.
İnsan bir nesneye dönüştürüldüğü ve bir nesne gibi yönetildiğinde yöneticiler de nesneler haline gelirler ve nesnelerin iradesi, vizyonu ve planı olmaz