Marx'ın insana yüklediği amaç tam olarak Spinoza'nınki, Goethe'ninki gibidir: Bağımsız insan, özgür insan: "Bir varlık, kendi kendisinin efendisi olmadıkça kendini bağımsız saymaz ve ancak varoluşunu kendisine borçlu olduğu zaman kendi efendisi olur. Başka birinin lütfuyla yaşayan bir insan, kendisini bağımlı bir varlık olarak görür."
Goethe, çok daha erken tarihli [15 Mart 1799'da JohannJakob Hottinger'e yazdığı] bir mektubunda şöyle diyordu. "Herkesin yeni vatanlar yaratmakla meşgul olduğu bir zamanda, önyargısız düşünen ve döneminin üstüne çıkabilen insanın vatanı hiçbir yer ve her yerdir."
On dokuzuncu yüzyılda, “Tanrı öldü”, denilebilirdi. Yirminci yüzyılda ise insanın öldüğünü söylemek gerekir. Günümüzde şu özdeyiş kulağa doğru geliyor: “İnsan öldü, yaşasın nesne!” Bu yeni insanlık dışılığın, bugünlerde tasarlanan nötron bombası düşüncesinden daha mide bulandırıcı bir örneği belki de yoktur. Nötron bombası ne yapacak? Canlı her şeyi yok edecek ve geriye yalnızca canlı olmayanları —nesneleri, evleri, sokakları— bırakacak.
Sanayi sisteminin öncelikleri denge, nicelik ve hesap kitaptır. Her zaman şu soru sorulur: Ne zahmete değer? Ne kâr getirir? Sanayi üretimi alanında böyle sorular sormak gereklidir. Ama hesap kitap, denge ve kâr ilkeleri aynı zamanda insana da uygulanmış ve ekonomiden bütünüyle insan yaşamına genişletilmiştir. İnsan bir iş girişimi olup çıkmıştır: Yaşamı, onun sermayesidir ve görevi sanki bu sermayeyi olabildiğince iyi yatırıma dönüştürmektir. Eğer sermaye yatırımını iyi yaparsa, o zaman başarılı olur. Eğer yaşamını kötü yatırımlarda kullanırsa, o zaman da başarısız olur. İnsan böylece bir şey, bir nesne haline gelir.