Değer eksenli bir hayat daha anlamlı ilişkilerin, maneviyatın, erdemliliğin, güzel bir ruhun, iyi bir anne baba veya eş olmanın bize iyi geleceğini söylerken; maddiyatçılık
(materyalizm) ancak satın almakla ve nesnelerle mutlu olabileceğimizi, tüketemezsek bir hiç olduğumuzu kulaklarımıza fısıldıyor. Böylece modern kültürün, ruhları güden en güçlü motifi tamahkârlık oluyor.
Mesele şu: Maziye çapa atarak ruha eziyet eden o alemde debelenip duracak mıyız, yoksa bütün yaşadıklarımızı bir hayat dersine tahvil ederek ileri mi sıçrayacağız? Yolların çatallandığı bu yerde pişmanlığı bir basamak taşına veya bir bataklığa çevirmek bizim tercihimize bağlı.
“50 yaşına geldiğinde hayatı 20 yaşında gördüğü gibi gören biri, 30 yılını heba etmiş demektir.” demişti Muhammed Ali. Büyümek ve olgunlaşmak, hayatın getirdiği armağanları kabullenmekle olur: Esnekliği, tahammülü, sabrı, hatadan dönebilmeyi, ufkumuzu genişletmeyi öğrendikçe büyürüz.