Mesele şu: Maziye çapa atarak ruha eziyet eden o alemde debelenip duracak mıyız, yoksa bütün yaşadıklarımızı bir hayat dersine tahvil ederek ileri mi sıçrayacağız? Yolların çatallandığı bu yerde pişmanlığı bir basamak taşına veya bir bataklığa çevirmek bizim tercihimize bağlı.
“50 yaşına geldiğinde hayatı 20 yaşında gördüğü gibi gören biri, 30 yılını heba etmiş demektir.” demişti Muhammed Ali. Büyümek ve olgunlaşmak, hayatın getirdiği armağanları kabullenmekle olur: Esnekliği, tahammülü, sabrı, hatadan dönebilmeyi, ufkumuzu genişletmeyi öğrendikçe büyürüz.
“Sanat kalbimizi güzele, maneviyat ebediyete, sevgi neşeye, felsefe hayret duygusuna açar. Bunlar için sükûnete, sessizlik ve tefekküre ihtiyaç duyarız.”
“Mükemmel olma baskısına karşı koymak için önce yavaşlamayı bilmek gerek. Zaman baskısını üzerimizden atmayı bilmeliyiz. Varılacak hedef değil, onun uğruna ter akıtmak bizim maksadımız olmalı. Ve en başta kusurlu varlıklar olduğumuzu, ne yapsak mutlaka bir eksikle malul bulunabileceğini kabullenmeliyiz.”
“Sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek; güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki 'en iyiyi bulabilmek' ; sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi duruma getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek; bir tek yaşamın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat soluk almış olduğunu bilmek. İşte 'başarmış olmak' budur.”
Ralph Waldo Emerson