1000kitap’a yeni üye olduğumda karşıma çıkan ilk kitap olmuştu, zihnimde bir yerlerde daha önce gördüğüm bir şeyleri anımsatmıştı. Renklerin uyumu, çizgilerin sadeliği… İlk anda tam olarak ne olduğunu çıkaramasamda da bir sıcaklık hissetmiştim. Kapak beni daha derinlere, belki de o kitabın sayfalarına çekmeye başladı. Kitabın ismi tam da o an dikkatimi çekti; belki bir yolculuk, belki de bir keşif vaat ediyordu.
Sade bir dille aşktan bahsederken, sayfaların yavaş yavaş tükenmesiyle birlikte aşkın yerini yalnızlık ve ölüm almaya başlamıştı. İlk sayfalarda insanın içini ısıtan o romantik cümleler, yerini derin bir boşluğa ve hüzne bırakıyordu. Sanki aşk, bir süreliğine yaşanmış ama nihayetinde kaçınılmaz olan yalnızlıkla son bulmuştu.
Her mısra, hayatın geçiciliğini biraz daha hissettiriyordu. Kelimeler, ilk başta bir umut gibi gelirken, sonlara doğru bir vedanın ağırlığını taşıyordu. Aşkın büyüsü yerini bir melankoliye bırakıyordu, tıpkı hayatta olduğu gibi. O yüzden bu kitabı, okunması gereken şiirler arasında görmek şaşırtıcı değildi. Çünkü her bir dize, aşkın sadece bir başlangıç olduğunu, ama kaçınılmaz olarak insanın yalnızlığına ve ölümle yüzleşmesine doğru aktığını anlatıyordu. Okunması gereken kitap fikrimce
Aşkın ve Ölümün Kıyılarından