Gökten ve yerden gelen her sarsıntı, insana kendi hududunu hatırlatan bir ayna vazifesi görür. Bu aynaya yönelirken başkalarını mahkûm etme kolaycılığına sığınmak yerine, yeryüzündeki mizanı ne ölçüde koruduğumuzu tartmak gerekir. Zira hakiki tefekkür, nazarı dışarıya çevirmekten evvel, insanın kendi payını aramasıyla başlar. Bu arayış, sorumluluğu başkasına yükleyen bir dil kurmaz; aksine insanı kendi hesabını görmeye davet eder.