Muhammed Işık

Puan vermedi·118 syf.··
2026 23. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 18:16
Merve Koçhan’ın Matruşka etiketiyle çıkan "Bizim Evin Arkası Paris" isimli öykü kitabı, okuru on bir farklı hikâyenin içinden geçirirken adeta bir ruhsal hesaplaşmaya davet ediyor. Kitap, sayfa sayısının ötesinde bir ağırlığa sahip; her bir anlatı, okuyucunun gönlünde silinmez izler bırakmaya namzet bir nitelik taşıyor. Metnin bütününe hâkim olan şiirsel ritim, anlatılan duyguların aktarımını zahmetsiz bir hâle getiriyor. Karadeniz’in hırçın havasından İstanbul’un tarih kokan sokaklarına uzanan bu yolculukta, yazarın kelamı ile kalemi büyük bir uyum sergiliyor. Zamanın varlığını bir tersane önünde ispat ettiği o anlar, kitabın atmosferini zenginleştiren birer tablo gibi zihnimize kazınıyor. Yanı başımızda yaşanıp giden ancak bizim ayırt edemediğimiz pek çok dram, bu kitabın temel iz düşümlerinden birini oluşturuyor. Bir metro istasyonunda ya da bir gökdelenin soğuk katında edilen o sessiz vedalar, hakkaniyetli bir çift göz tarafından fark edilmeyi bekliyor. En yakınımızdaki fırtınaları bile ıskalayan bizler için bu öyküler, hayatın acı, tatlı ve kekremsi tatlarının iç içe geçtiği bir imtihan sahasını temsil ediyor. Merve Koçhan, insanı kendisini yontmaya ve gerçek evini, yani ait olduğu o temel duyguyu bulmaya çağıran sarsıcı bir toplam sunuyor.
1000Kitap
Bizim Evin Arkası ParisMerve Koçhan · Matruşka Yayınevi · 202513 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 18:20
Bu eser, bir kadın kahramanın hikâyesi olmanın ötesinde; tutku, inanç ve ahlakın, kişinin kendi gölgesiyle yürüttüğü içten bir hasbihalidir. José Saramago, henüz yirmi beş yaşındayken kaleme aldığı bu ilk veriminde, taşra hayatının aleladeliğini ve gönül sarsıntılarını duru bir anlatımla aktarır. Kitabın ilk adı olan “Günah Diyarı”, metnin cevherini ele veren bir başlık gibidir. Lakin Saramago romancılığının sezgi kanallarına yayılan asıl kudreti, bu yalın başlangıcı aşarak beni adım adım tesiri altına alıyor. Maria Leonor’un, eşinin vefatı sonrası ailesini, topraklarını ve şahsi tutkularını yeniden imar etme gayreti, bu anlatıda şahsi bir kederin sınırlarını aşar. Okuma sürecinde zihnimde şu düşünce uyandı: İstekler ile aklın cengi, dışarıdan bakıldığında fark edilenden çok daha karmaşık ve çetrefilli bir süreçtir. Saramago bu durumu karşılıklı konuşmalar vasıtasıyla ortaya koymaz; bilakis karakterlerin şahsi zihin sesleri ve gündelik yalın uğraşları aracılığıyla görünür kılar. Çiftliğin havada asılı duran durağan alışkanlıkları ile Maria’nın gönül dünyasındaki sarsıntılar arasında ince fakat aşikâr bir gerginlik hüküm sürer. Romanda rastladığım şu yalın ifade oldukça çarpıcı: “Hayat dediğin şey toplumun, geleneklerin, insanların kötülüğünün duygular, hisler, pişmanlıklar, umutlar, hayal kırıklıkları ve üzüntülerle günlük olarak karmaşıklaştırdığı basit bir işlemdir.” Bu cümle, kişinin öz hakikat algısını alaşağı eden bir aynanın sedası gibi zihnime kazındı. Saramago’nun buradaki anlatımı yüklü bir mecazın ürünü olmayıp; bilakis gündelik yaşamın membaından beslenen, sade fakat sarsıcı bir tefekkürün sonucudur. Romanı tetkik ederken zihnimden silinmeyen bir başka iktibas da şuydu: “Yaşamasına yardım ettiğimiz insanların ayaklarının altında onlara destek olan bir
DulJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022427 okunma
Her Devir Kendi Bülbülünü Öldürüyor
Puan vermedi·355 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 15:05
Bülbülü Öldürmek kitabı yalnızca bir dönemin tanıklığı olarak görmek bana eksik geliyor. Harper Lee, belli bir coğrafyayı anlatırken aslında daha geniş bir sorunun etrafında dolaşıyor: Adalet dediğimiz şey, kâğıt üzerinde mi vardır, yoksa insanın durduğu yerde mi başlar? Romanı okurken beni ilk yakalayan şey, anlatının gösterişten bilinçli biçimde uzak durması oldu. Büyük cümleler yok, yüksek sesli hükümler yok. Alabama’nın Maycomb kasabası, sıradanlığıyla kurulmuş bir sahne. Tam da bu yüzden sarsıcı. Çünkü burada yaşananlar, “olağanüstü” olmaktan ziyade tam tersine, alışıldık. Asıl mesele de burada başlıyor. Harper Lee, kötülüğü bir canavar gibi sunmuyor; onu sıradan insanların suskunluklarında, kabullerinde ve kaçamak bakışlarında görünür kılıyor. Atticus Finch’i okurken kendime ait insan hakları, hak, hukuk, adalet duygularımı yeniden tartmak zorunda kaldım. Onu ideal bir kahraman olarak görmek kolay; ama metin buna tam izin vermiyor. Atticus’un duruşu, romantik bir iyilik gösterisinden öte farklılıklar içeriyor. O, kazanamayacağını bildiği bir davada ısrar ederken, sonucu değil yöntemi önemseyen bir anlayışı temsil ediyor. Hukuku, güçlü olanın kalkanı hâline getirmiyor. Benim için Atticus, “doğru”yu savunmanın her zaman alkışla karşılanmadığını, hatta çoğu zaman bedel gerektirdiğini hatırlatan bir figür oldu. Romanın anlatıcısı Scout Finch ise metnin en sahici seslerinden biri. Çocuk bakış açısı, olayları masumlaştırmıyor; aksine, yetişkinlerin kurduğu düzeni daha çıplak hâle getiriyor. Scout’un soruları rahatsız edici sayılabilir. Çünkü bu soruların çoğu, büyüdükçe sormaktan vazgeçtiğimiz türden. Onun dili sade, hatta yer yer sert. Bu sertlik, anlatılan adaletsizliği daha görünür kılıyor. Ben okurken, Scout’un gözünden bakmanın okura bir kaçıştan daha çok bir
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,8bin okunma
Nefretin Aynasındaki 'Yabancı'
Puan vermedi·306 syf.··
2025 145. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 17:45
İçimizdeki Yabancı’yı okurken, yabancı düşmanlığının yalnızca siyasi sloganlarla ya da tarihi travmalarla açıklanamayacak kadar güçlü bir mesele olduğunu bir kez daha fark ettim. Arno Gruen, bu kitabında beni rahatlatan cevaplar sunmuyor; aksine huzursuz eden, yer yer sarsan bir düşünce hattı kuruyor. Yabancıya yönelen öfkenin, çoğu zaman başkasına dair bir mesele sanıldığını; oysa çok daha eski, çok daha köklü bir yarayla ilişkili olduğunu hissettiriyor. Okuma süreci, güvenli mesafeyi hızla ortadan kaldıran bir yüzleşmeye dönüşüyor. Gruen’in Weimar Almanyası’nda geçen çocukluğu ve daha sonra Nazi suçlularının çocuklarıyla yürüttüğü terapi deneyimleri, kitabın her satırında hissedilen ağır bir tanıklık oluşturuyor. Bu arka plan, anlatıya soyut bir teori havası katmıyor; tam tersine, söylenen her sözün bedelini ödenmiş kılıyor. Yazarın savı basit görünüyor: Yabancıya duyulan nefret, insanın kendisiyle kuramadığı bağdan besleniyor. Bu düşünceyi okurken, meselenin dış dünyadan çok daha yakında durduğunu, hatta insanın kendisine dönük bir kaçış biçimi olduğunu sezmemek mümkün olmuyor. Kitapta söz edilen “içimizdeki yabancı”, kaybedilmiş bir bütünlüğün adı gibi duruyor. Gruen, bu kaybın çocuklukta yaşanan bastırmalarla ilişkisini anlatırken, okuru kolaycı açıklamalardan uzak tutuyor. Nefret, bu çerçevede bir savunma aracı hâline geliyor; yüzleşemediğimiz yanlarımızı başkalarında cezalandırma girişimine dönüşüyor. Bu bakış, alışıldık sosyolojik yorumların sınırlarını aşıyor ve insanın nasıl olup da mağdur konumundan zalim bir role geçebildiğini çarpıcı biçimde görünür kılıyor. Eseri benim için güçlü kılan yönlerden biri, bu güçlü ruhi çözümlemelerin canlı örneklerle desteklenmesi oldu. Nazi Almanyasını, Hitler'i farklı bir bakışla, örneklerle okudum. Gruen, kavramlara
İçimizdeki YabancıArno Gruen · Çitlembik Yayınları · 2016165 okunma
Gökan Öztürk’ün Aşk Şiirleri Üzerine
Puan vermedi·96 syf.··
2025 141. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 23 Aralık 2025 23:54
Gökan Öztürk, Aşk Şiirleri adlı kitabıyla okurunun karşısına bu kez seçilmiş metinlerden oluşan derli toplu bir çalışma ile çıkıyor. Önceki kitaplarında yer alan kimi şiirlerin yanı sıra ilk kez yayımlanan metinlere de yer veren eser, şairin aşk anlayışını bütünlüklü biçimde izleme imkânı sunuyor. Kadran Yayınevi etiketiyle 96 sayfa olarak yayımlanan kitap, hece ölçüsüne yaslanan şiiri sevenler için dikkate değer bir durak niteliği taşıyor. Öztürk’ün şiirlerinde aşk, yalnızca bir duygulanım alanı olarak ele alınmıyor; dil, ses ve imge üzerinden kurulan bir söyleyiş disipliniyle örülüyor. Türkü tadında akan dizeler, yer yer gazel geleneğini hatırlatan bir ahenkle ilerliyor. Şair, sevdayı yalın ama iddialı bir sesle kurarken, okuru doğrudan muhatap alan bir anlatım çizgisini koruyor. Aşk, kimi zaman çocukça bir merakla, kimi zaman yakıcı bir kararlılıkla dile geliyor. Kitapta yer alan şiirlerde göz imgesi belirgin bir yer tutuyor. Bakış, iz sürme ve hatırlama hâlleri, şairin kelime kadrosunda sürekli yeniden biçimleniyor. Bu tercih, aşkın sözün yanı sıra bakışla da kurulan bir bağ olduğunu vurgulayan güçlü bir hat oluşturuyor. Öztürk, aşkı anlatırken büyük iddialardan çok, şiirin taşıyabileceği sahici gerilimi önemseyen bir tutum sergiliyor. Aşk Şiirleri, geleneği bilen, ölçüye hâkim ve söyleyişe güvenen bir şairin birikimini bir araya getiren bir kitap. Aşk şiirine ilgi duyan, hece vezninin imkânlarını çağdaş bir dille takip etmek isteyen okurlar için okunması gereken bir çalışma olarak öne çıkıyor.
Aşk ŞiirleriGökan Öztürk · Kadran Yayınevi · 20252 okunma