Her ne kadar kendimizi Osmanlı İmparatorluğu'ndan soyutla maya ve reddi miras ile reddetmeye çalışsak da bizler, bu toprakların çocuklarıyız. Yıllarca bu iftihardan mahrum bırakıldık. Avrupa "Bizler Hristiyan birliğiyiz, sizler ise Müslüman'sınız biz sizleri içimizden biri olarak görmüyoruz, yüzyıllarca atalarımızla savaştınız, İslam sancağıyla ta Viyana kapılarına dayandınız. Biz sizi hiçbir zaman kendimizden biri olarak görmeyeceğiz." dese de bizler buna kulak asmayarak onların kabul etmemesine rağmen kendimizi bir Avrupa devleti saydık. Fakat şunu unuttuk: "Osmanlı Devleti'nin bizlere bıraktığı mirasa gereken değeri vermeyi ve bu mirası eziklik psikolojisinden sıyrılarak kullanabilmeyi." Peki, nerede yanlış yaptık? Biz bu mirasa nasıl sahip çıktık? Hayatımızın her alanında işimize yarayacak ve bize ışık tutacak bir hazine niteliğindeki Osmanlı'dan kalan arşiv belgelerini çok ucuz bir fiyata Bulgaristan'a satarak mı sahip çıktık bu mirasa? Yoksa yıllar boyu ders kitapların da Osmanlı'yı kötüleyerek mi? O günlerden bu günlere büyük bir yol kat ettiysek de küçük bir beylikten dünyanın dört kıtasında İslam sancağını dalgalandıran bir imparatorluğa dönüşen Osmanlı'yı tam olarak anlatamadık, anlayamadık ya da anlamak istemedik. Bu büyük çınar, kuruluşun- dan yıkılışına kadar geçen sürede birçok milletin tek bir çatı altın- da yaşamasını sağladı. Osmanlı'nın yıkılışından sonra hükmettiği bölgelerde kan ve gözyaşının eksik olmamasından, Osmanlı'nın ne kadar büyük bir iş başardığını anlamaktayız. Özlendi, hem de çok özlendi. Osmanlı Devleti inişli çıkışlı dönemler yaşamış fakat Osmanlı tarihinde bir dönüm noktası olan 1876 yılı bazı kitaplarda yer aldıysa da bu şekilde tam olarak anlatılmamıştır. Bu tarihte yaşanan olaylar, Osmanlı Devleti tarihinin her dönemi gibi ilginç ve