“ insanın özünün kötü olduğuna inanıyordu. İnsan, iyi insan olmak için çok çabalamak zorundaydı ama kötülük için çabalamaya gerek yoktu. Bunu hayat ona göstere göstere öğretmişti. ‘Bir insan iyi mi kötü mü öğrenmek istiyorsan bekle.. elbette içinin karasını göstereceği bir şey olur,’ derdi.”
“Annemin hikayesi acıklıydı. Yalnız annemin değil, anneannemin, anneannemin annesinin, büyük ihtimalle onun annesinin ve daha büyük annelerin hikayeleri de acıklıydı. Delibozuk Esme’nin zamanında da, uygarlığın sözde tavan yaptığı şimdiki zamanda da kadınların hikayeleri hep acıklıydı.”
“ Ama hayat böyleydi, illa bir yerde insana hiç istemediği soruları sorduruyordu, daha kötüsü bazen insan kendini iyi hissedebileceği cevaplara inanmayı istese de inanamıyor; saf, çıplak, en hakiki gerçeği bulmak istiyor ama gerçekle yüzleşmeye de gücü yetmediği için Araf’ta kalıyordu. Araf’ta olmak korkunçtu…”
“Erkeklerin çok büyük çoğunluğu ataerkil düzenin elinde kendilerinin de oyuncak olduğunu, kendilerinden beklenen güçlü, zengin, ‘alfa’ erkek olma başarısını gösteremezlerse toplumun aşağı kademelerine itildiklerini anlamadan, biz niye bu haldeyiz diyemeden hayatın acımasız darbelerine maruz kalıp hesabını kadınlardan soruyorlar.”