“Ölümün çehresi karşısında, hayattan gittikçe daha da uzaklaşarak nasıl yaşlanılır, kurtarılması imkansız olan nasıl kurtarılır? Anı olarak bile. Sonra tüm bu bireysel geçmiş nereye gider?”
“…..Aslında kokular için adlara bile sahip olmamamız dikkate değer. Tanrı veya Adem işini sonuna kadar yapmamış. Renklerde olduğu gibi değil örneğin, orada isimlendirebiliyorsun, kırmızı, mavi, sarı, mor... Kokulara doğrudan ad vermemiz sağlanmamış. Hep kıyaslayarak, hep tarif ederek. Menekşe, kızarmış ekmek, yosun, yağmur, ölü kedi kokuyor... Ama menekşe, ekmek, yosun, yağmur ve ölü kedi koku isimleri değil. Ne adaletsizlik. Ya da bu imkânsızlığın altında anlayamadığımız başka bir alamet gizleniyor...”