"Aman çocuğun üstüne varmayın yoksa travmatize olur, dengesi bozulur." diye, belki de insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bencil, her seye layık olduğunu ve her şeyi hak ettigini zanneden, umursamaz bir nesil yetiştirdik. Çocuktaki bütün rahatsızlıklar anne babaların hataları üzerinden açıklamaya çalıştık ve ebeveynlere hak etmedikleri oranda suçluluk duyguları yükledik. Yanlış anlamayalım; sevgi vermeyelim, anlayış göstermeyelim, demiyorum, başka bir tutumu anlatmaya çalışıyorum. Ve bu tutum neticesinde çocukları âdeta kötürüm bıraktık; otuz-otuz beş ve hatta daha ötesi yaşlara geldikleri hâlde baba parası yiyen, istedikleri olmadığında öfke krizlerine giren, mutsuz ve kaygılı bir nesil ortaya çıktı.
Beni biraz ürküten bir olasılık, her geçen gün "geri dönüşü artık mümkün olmayan noktaya" doğru yaklaşmamızdır.
Matrix dünyasının arka planda hâkimi olan Deccal'in cazibesine o kadar kapılacağız ki onu artık her şeyden fazla sevmeye başlayacağız ve hatta ona âşık bile olacağız.
İtaatin eziyet degil , tam tersine çocuğun kişiliğini geliştirebilmesi için bir zorunluluk olduğunu ve çocuk, itaat etmediği takdirde adaletsizliğin doğacağını anlatabilmeliyiz.
Ayrıca artan bencilliği düzeltmenin en etkili yolu olarak, erken yaşlardan başlayarak, ortaokul, lise çağındaki çocukları ve üniversite ögrencilerini hayır faaliyetlerine teşvik etmeliyiz.