• Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
    Dikey ve yatay mutsuzluktan
    Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
    Sevgim acıyor
  • 126 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Genç Werther'in Acıları'nı sıradan bir Alman edebiyatı ürünü endişesiyle dolu olacağını ve birkaç sayfadan sonra pes edeceğimi varsayarak, biraz endişeyle okumaya başladım. Ancak, bu kitap kesinlikle mükemmel bir psikolojik portre! Werther tamamen sempatik bir karakter değil ama tamamen onun dünyasına çekiliyorsunuz ve onunla aynı tepkileri çok keskin bir şekilde hissediyorsunuz. Goethe'nin sizi bir karakterin endişelerine ve inançlarına böylesine olağanüstü bir şekilde nasıl tamamen çekmeyi başardığını ancak bitirdikten sonra anlıyorsunuz. Genellikle uzun açıklayıcı pasajlarla dolu kitapların içine giremem, ancak bunlar çeşitli kahramanların karakter portreleri ile mükemmel bir şekilde dengeleniyor bu kitapta.

    Genç Werther'in Acıları genel tematiği ve yazımı, üslubu trajik bir şekilde olağan üstüdür. Bu olağanüstülük her şeyi kapsayan bir ızdırabın, karşılıksız trajedinin duygu yoğunluğunun romanıdır.Daha da önemlisi, imkansız, aşk için sorulmamış ve 18. yüzyıl için, neredeyse elle tutulur şekilde modern, hem psikolojik hem de nörolojik imalar ve düşünceler sunarak, tarihsel zamanının çok ötesinde ve genellikle duygu ve kapsam açısından gerçekten 20. yüzyılın ötesinde bir anlatıdır. Romanın ana kahramanı genç Werther, Goethe tarafından ve Goethe'nin zarif, incelikli kelimeleriyle kesinlikle ve tamamen nasıl olduğu ve toplum tarafından genel olarak nasıl algılandığı (en yakını ve en sevdiği dahil), hem sevilen hem de ve Werther'in kişiliğinin hoşa gitmeyen, sorunlu özellikleri, içsel ve dışsal benlikleri eşit duygu ve eşit duyarlılıkla tasvir edilmiştir.


    Die Leiden des jungen Werther'in güzelliği ve unutulmaz nitelikleri bence, bir birey olarak ana kahramanın belki de depresyonda olduğu gerçeğinin üstünü örtemez. Ama sonuçta ve her şeyden önce, tamamen benlik başlıklı, ebediyen sızlanan ve bir şekilde dünyanın ve o toplumun (hatta onu küçümsediğini iddia etse bile), Lotte'nin bir şekilde kendi etrafında dönmesi gerektiğini ve kendi çıkarına dönmesi gerektiğini düşünen bir egoist isteklerini (ve aslında Werther durumun böyle olmadığını anladığında oldukça tepki verir) sadece huysuzca ve olgunlaşmamış bir şekilde değil, ölümcül bir şekilde kendine zarar vererek, yalnızca kendisini toplumdan, dünyadan uzaklaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda ve oldukça kasıtlı olarak ona en yakın ve en sevdiklerini son hareketiyle fazlasıyla incitiyordu. Yine de bir Alman edebiyatı klasiği olarak tavsiye edilen bu roman, depresyon ve egomaninin güzel ve çağrışımsal olarak kavramsallaştırılmış, yıkıcı psikolojik portresi, ancak bazı okuyucuların Werther'le ilgili yaptığım gibi iyi tepki verebileceği uyarısıyla onu olgunlaşmamış, bencilce ve talepkar buluyor. Romanın Avrupa'daki genç erkekler tarafından bir intihar dalgasını kışkırtması ironik, çünkü Werther'i taklit etmek için herhangi bir provokasyondan çok disiplinsiz tutkuların tehlikelerinin bir ithamıymış gibi görünüyor. Goethe, Genç Werther'in Acılarını 25. yılında yazdı ve Werther'in ruhunu kontrolsüz duygusal fırtınaların amansız sonucu olarak gördüğü için "Sturm and Drang" (Fırtına ve Coşku) hareketine katılımının başlangıcı ve sonuydu. birçok yazarının kariyeri intihar veya çılgınlıkla sonuçlanan hareket tarafından övgüyle karşılandı.


    Yukarıdakilerin hiçbiri sizi ikna etmedi ise bir anektod daha; görünüşe göre Napolyon Goethe'nin büyük bir hayranıydı ve bu kitabı 7 kez okuduğu bilinmektedir.


    Küçük bir not: Asıl adı "Sturm and Drang" olup bir çok yerde Fırtına ve Coşku ve Fırtına ve Atılım ve Tepki olarak çevirilip Alman edebiyatında romantizm ile aydınlanma dönemleri arasında 20 yıllık süreyi kapsayan edebi çağ olarak nitelendirilir. Romantizmin yapaylığından sıyrılmış fakat kendini kantın aydınlanma felsefesiyle özdeşleştirememiş geç 18. yüzyıl Almanya'sının genç aydınları, geç Klopstock, Lavater ve erken Goethe eserleri önderliğinde kendilerini anlık dürtüleri yaşamaya bırakmışlardır. Onlar için ideal, "schaum auf der welle", yani "dalga üzerinde bir köpük" olmaktır. İlk modern alman romanı sayılan Genç Werther'in Acıları bu dönemin tetikleyicisi ve en önemli eseridir. Prusya şehirleri bu dönemde kısa bir süre de olsa Werther gibi düşünen, Werther gibi giyinen, gözü yaşlı, intihara meyilli genç aydınlarla dolup taşmıştır.
  • 268 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Hayat kalabalık, güzel hava içinde olur. Kalabalık içinde yalnız yaşamak, kalabalık içinde gezip beraber bir köşeye kaçmak, işte asıl zevk budur. Insan, kalpleri birbirine bağlayan bu bağları o zaman anlar.
    .
    .
    Eylülden daha ne beklenir. Eylül malum ya hüzün ve matem ayıdır.
    .
    .
    1900 yılında tefrika edilmeye başlanan Eylül, edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak kabul edilmekte. Romanın konusu yasak aşktır. Konu yasak aşk lâkin masum bir yasak aşk aslında. Yani uzaktan uzağa sadece bakışlarla, kimi zaman piyanonun verdiği o muazzam müzik dinletisi ile. Sessizlik içinde yaşanan bir aşk.
    .
    .
    Mehmet Rauf'un betimlemeleri öyle güzel ki. Suat'ın elini Necip'in gözünden anlatırken ne de güzel kelimeler kullanıyor. Hele dönemin Istanbul'unu anlatışı... Kişilerin psikolojisini ise ilmek ilmek işleyerek anlatmış âdeta. Ah dedim bu nasıl anlatış. O kadar hoşuma gitti ki kitap. Roman boyunca kişiler tüm duygularını içinde yaşıyor, dışa vuramıyor.
    .
    .
    Akıcılık yönünden bakacak olursak da bana orta halli geldi. Yani ne çok yavaş gidiyor kitap ne de çok hızlı. Bence okunması gereken klasikler içinde ilk 3te yer alması gereken bir kitap. Son olarak da şunu demek istiyorum: Mehmet Rauf yaşıyor olsa idi de kitabın sonu hakkında şöyle karşılıklı oturup kahve içerken sohbet etme şansım olsaydı diyorum. Her şey mükemmel de sonu öyle bir ucu açık bitti ki ne olduğunu tamamen okuyucunun hayaline bırakmış resmen.

    #parlakmeltemkitapligi #mehmetrauf
  • Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
    Dikey ve yatay mutsuzluktan
    Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
    Sevgim acıyor.
  • Cenap Şahabeddin'den mükemmel bir ölçü: "Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız." Ahmet Murat Özel de bir eserinde kişi kusuru kendi kusurlarından tanır diye anlatır.
  • 320 syf.
    ·6/10
    Yazarın düşüncesi, vermek istediği mesajı, kurgusu ve bitirici sonu mükemmel. Yazarın hayal gücü geniş ve hayran bıraktıracak şekilde kitap beni etkiledi.
    Kurgusu, anlatımı akıcı ve güzeldi.
    Fakat kelime tekrarları cümle yenilemeleri hoş değildi.
    Tekrarlar kitabın akışını yenilemeye mecbur bırakmış. Aynı şeyleri okuyormuş hissi verip okuyucu sıkacak şekilde olmuş. Tekrarları yok sayarsak harika bir kitap. Baştan aşağı güzeldi.
    Kitaba gelirsek Lavin ve Kaan karakterleri Hande, Ayça o kadar net ve duyguyu karakterlere işlemiş ki okurken yaşıyorsunuz.Tekrarlar dışında kitabı sevdim. Yazarın bu konuda yetenekli olduğu açık. Akıllarda iz bırakıyor..
  • Karanlıkları devirmek ve aydınlık bir çağın kapılarını açmak için en mükemmel silah: Kalem. Sözle,yazıyla kazanılmayacak savaş yok...