• Genç kız etrafına bakındı ve sahip olduğu lüks karşısında gülümsedi. Mükemmel ve sevecen bir ekmeği ile lavantası vardı. En gözde elbisesini giyiyordu. Adı Auri'ydi ve o ad, içinde durmaksızın parıldayan bir parça altındı.
  • incirin öte hatrı suyun kuşkusuz fikriyle üzgünüm
    dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış
    bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık
    dilemiştim ki yoktur aşk
    bu mutlak hasar bu mükemmel hata
    bu belki mümkün bir kusurdur sinemdeki
    ama ödü varsa umru da var insanın ayarı gibi
    anladım ki sanki, devlet neden şarap kullanmaz
    neden en uzun suya en sessiz uzanır yüzün
    neden en çok üzülmüş üzümün adı şaraba çıkar
  • Sahte dağınıklık mükemmel bir disiplini gösterir; sahte korku, cesaretin simgesidir; sahte zayıflıksa kuvveti gösterir.
    Sun Tzu
    Sayfa 27 - Ren Kitap
  • Mükemmel bir detay değil,güzel bir bütünlük seninki. 💚❤💛
  • Bu faydaların bazıları şunlardır:

    1. İbadetin yalnızca Allah Teâlâ'ya halis kalmaya gerçekleştirir. Öyle ki mü'min Allah Teâlâ'dan başkasına bağlanmaz. Ancak O'ndan ümit eder, yalnızca O'ndan korkar ve yalnızca O'na ibadet eder.
    2. Güzel isimleri ve yüce sıfaları gereği, Allah Teâlâ'yı mükemmel bir şekilde sevmeyi ve O'nu yüceltmeyi sağlar.
    3. Emrettiklerini yerine getirmek ve yasakladıklarınıdan da sakınmak sûretiyle ibadetin yalnızca Allah Teâlâ'ya halis kılınmasını gerçekleştirir.
  • Hayatın başka bir odası daha olduğunu ondan öğrendim.
    Hayatın gizli odası...
    İşte şu masallarda anlattıkları, anahtarının mutlaka kaybolduğu, gizlendiği, açılabilmesi için sihirli sözcüklerin arandığı, devlere, perilere, büyücülere başvurulduğu oda gibi... Evet tam da onun gibi... Bir masal odası...
    Sanki farkında bile olmadan kitaplığın içindeki gizli bir düğmeye dokunmuştum ve bir kapı açılmıştı.
    Beni nereye götüreceği, geri gelip gelemeyeceğim, kimlerle karşılaşacağım bilinmez bir koridor uzanıyordu önümde. Ayla'nm gizemli kentleri bulması gibi... Üstündeki toprağı kazıyıp ortaya çıkardığı ağır, taş kabartmalarla süslenmiş kapıyı itip kendisini birdenbire yeraltı geçitlerinde, nereye gittiğini, neyle karşılaşacağını bilmediği bir labirentte bulması gibi...
    İnsan bazen kendi içindeki gizli kapıların bile yerlerini bilmiyor. Bazen bir rastlantıyla ya da karşısına beklenmedik bir anda çıkan biri sayesinde öğreniyor.
    Tıpkı o gizemli eski zaman kentlerine, sonsuza dek bütün kötülüklerden, yabancılardan, bilinmeyen güçlerden gizlenmeye çalışan bir kralın tapmağına girmiş gibi, duvarlara yazılı okunamayan sözcüklerle, bilinmez dillerle, çözülmemiş resimlerle, size ne anlatmak istediğini anlayamadığınız işaretlerle karşılaşıyordunuz.
    Ama belki de asıl yanıltıcı olan, bütün bu unutulmuş sözcüklerin, işaretlerin, şifrelerin sizin bildiklerinize benzemesiydi. Evet benzer ama aynı değil.
    Sözdizimi herşeyi değiştiriyordu. Bir işaret, binlerce yıl sonra bambaşka bir anlama geliyordu. Çok tanıdık sandığınız sözcükler aslında çözemediğiniz bir başka hikâye anlatıyordu.
    Ama biliyor musunuz bence en güzel an oydu işte. Binlerce yıl sonra ilk kez dokunulan bir kapının açılıp sizi ürpertici bir rüyanın içine çağırdığı an...
    Henüz size ne anlatmak istediğini bilmediğiniz yazıların arasında korkarak, heyecanla dolaşmak... Mükemmel bir heykelciği elinizde tutmak, hiç bilmediğiniz bir geçmişe dokunmak, ne olduğunu anlamadığınız eşyaya bakmak, bir zamanlar hayatın vazgeçilmez unsurları olan kırık dökük parçalardan birşeyler anlamaya çalışmak, -kimbilir şimdi bize sıradan gelen bu parlak taşlı yüzük o zamanlar hangi kutsal yükleri taşıyordu- atlı arabaların, ürkütücü savaşçıların, kartalbaşlı tanrıların, köpekyüzlü hizmetkârların, parlak giysili rahiplerin, çocuk prenseslerin tasvirlerine hayranlıkla bakmak, bir gün bir rastlantıyla kendisini harikalar ülkesinde bulan o küçük kız gibi kaybolmuş, daracık koridorlardan eğilerek bin yıldır uyuyan güneş kralının odasına girmek, tanımadık kokuların, içinizi kaplayan ürkütücü bir sessizliğin giderek derinleştiği sırlarla dolu bir odada artık bütün kavgalardan, sonu gelmez savaşlardan uzakta, yeryüzünün koynundaki sonsuz huzura gizlenmiş birini görmek, sanki dokunduğunuz an dağılıp gideceğinden korktuğunuz, herkesten saklamak istediğiniz paha biçilmez bir dünyaya gelmiş gibi kendinizi bütün bir hayatın üstünde hissetmek... İşte tam o an...
    Kürşat Başar
    Sayfa 229 - Everest Yayınları
  • Bilir misiniz etrafımızda Enveri tipine benzeyen ne kadar çok insan vardır. Bunlar berikinden daha tehlikelidirler. Çünkü Enveri budalılığıyla ünlüydü. Ötekiler yaradılışça ona benzeyip de akıllı görünenlerdir. Üzerlerindeki yaldızı kazıyınca altından mükemmel birer Ebulfazl Enveri çıkar.

    İşte hep bizim, bütün insanların, felaketimizin temeli budur. Eğer hakikat böyle olmasa dünyada ne bir Napolyon çıkabilirdi ne de kendini Türklüğü ve İslamiyeti kurtarmakla görevli bilen Enver Paşa... Kefenlendirmeden gömdüğü insanların hesabını eğer Cenabıhak soracaksa aman yarabbi!...

    Enver son nefesine kadar kendini pek büyük bir işle müjdelenmiş bildi. Üst üste gelen müthiş başarısızlıkları onun güvenini kırdıramadı. ..İstanbul' dan adli suçlular gibi kuyruğu kıstırıp kaçtı. Hamiyeti onu diğer bir İslam beldesine koşturdu.

    ...Yükselmek, bulutların üzerinde taht kurmak istiyordu...Bu en son makama bir Bolşevik kurşunu onu uçurdu.

    Merhum zannetti ki cihanı yenmek Abdulhamid' i korkutmak kadar kolaydı.