Geçmiş bir yük treni gibi geçiyordu bedenimden. Acıyı, çekmiyordum;
bedenimin her hücresi, zerre zerre, acının kendisine dönüşmüştü. Açık, çok açık bir yara gibi duyuyordum varlığımı. Kapatamıyordum onu bir türlü. Durduramıyordum
kendimi:'
Hiçbir çocuk hasta, hiçbir çocuk hasarlı doğ-
mazdı. Tedaviye ihtiyacı olan çocuklar yoktur. Tedaviye ihtiyacı olan anne babalar, tedaviye ihtiyacı olan öğretmenler
vardır.
Hiçbirimiz, şu an olduğumuz insan değiliz sadece Bay Paf. Olma ihtimalimiz olan insanı da içimizde taşıyoruz her birimiz. İşte bize çocuklar ve çocukluklar suretiyle görünen
bu ikinci insanı kendimizden doğurmamız, bizi sis gibi çevreleyen o sonsuz ruhla kurabildiğimiz irtibata bağlı.
Hayatın derinindeki, çocukluğa, yeniliğe, kendini yeniden yaratmaya, şu an dünyanın içinde bulunmayan şeye dair o evrensel, sonsuz, zamansız ruhla irtibata muhtacız. Bu evrensel ruh, hepimizin etrafındadır; lakin çoğumuz çoğu kez onu göremez, algılayamayız. Dünya, bu sonsuz ruha dair doğuştan sahip olduğumuz sezgilerimizi köreltmek, onunla bağımızı
zayıftatmak için biteviye çalışır.