Medeniyetin; bilimi, gücü ve zenginliği ile insanın mutluluğu meselesini çözmedeki başarısızlığı, bir gün anlaşıldığı ve kabul edildiği zaman, insanlığa büyük bir psikolojik tesir yapacaktır. Bu, umumi olarak benimsediğimiz kimi temel anlayışlarımızı sorgulayacağımız uyanışın başlangıcı olacaktır. Hedef tahtasına konacak ilk yanılgılardan biri de bilimin insan ile ilgili yanılgısıdır. Çünkü şayet medeniyet insanın mutluluğu meselesini çözemiyorsa, o halde dinin insanın kökeni ile ilgili vizyonu gerçek, bilimini ise yalandır. Üçüncü bir seçenek yoktur.
Şehrin büyüklüğü arttıkça dindarlık azalmaktadır, daha doğrusu insanda yabancılaşma etkisi yaratan şehircilik unsurları yükseldikçe dindarlık seviyesi düşmektedir. Çünkü şehrin büyüklüğü arttıkça üstündeki gök daha az görünür olur, doğa ve çiçekler de azalır; duman, benzin ve teknik araçlar artar, şahsiyet azalır, gittikçe kitleye doğru indirgeniriz.
Kültür, “insan olma sanatı”; medeniyet ise işleme, üretme, yönetme, eşyayı daha mükemmel hale getirme kabiliyetidir. Kültür, “ mütemadi bir kendini yaratma”; medeniyet, dünyayı devamlı olarak değiştirme demektir.
Hayatı yalnızca bilim insanlarının açıklamalarıyla anlamamız mümkün değildir. Çünkü hayat bir mefhum olduğu oranda bir mucizedir de. Ressam Jean Dubuffet der ki: “Ağaç beni hayranlık uyandıracak derecede şaşırtıyor.” Şaşırmak ve hayranlık duymak, hayatı anlamamızın belki de tek şeklidir.