Doğu'nun dikey olan mutlak ve zamansız tekamül idealleriyle Batı'nın yatay olan, zamana, göreceliğe yönelik idealleri bir haç gibi kesişir. Bu haç da şimdilerde yaşadığımız kentin tam ortasından geçiyor.
Çağlar boyunca dış ve iç çatışmalardan yana son derece hareketli bir serüven yaşamış olan ülkede, tarihin yorumlanması, tarihin yaşanması kadar değerli olmadığından, olayların kavranıp adlandırılması bir kez daha geleceğe bırakılmıştı. Burada içten içe ağırlığını sürdüren bir kaderciliğin egemenliğinden bahsetmek de olasıydı.