Bilge Karasu’nun “Yağmurlu Kentin Güneşçisi” öyküsündeki ana karakterin, yaşadığı ülkeyle ilişkisinin hesaba katılıp “umut/umutsuzluk” “beklenti/vazgeçiş” kavramları üzerinden kısa bir analizi
Bilge Karasu tarafından kaleme alınan Göçmüş Kediler Bahçesi’nin içinde yer alan “Yağmurlu Kentin Güneşçisi” isimli hikâye sürekli olarak yağmurun yağdığı bir kentte yaşayan bir adamın hayatından bir kesiti okuyucunun karşısına çıkarmaktadır. Metin politik ve distopik özellikler taşımakla birlikte oldukça sembolik öğeleri de içerisinde barındırmaktadır. Kent sakinleri rengin ve güneşin olmadığı bu şehirde tekdüzeleşmiş, rutin ve monoton bir hayat sürerler. Şehirdeki mimari, eğlence aktiviteleri, giyim ve hayat tamamen yağmura göre tasarlanmıştır. Bu şehirdeki insanlar dışarı çıkarken farklı bir senaryo beklemezler, şikâyet etmezler ve sorgulamazlar. Bu yüzden konfor alanında sıkışıp kalmış bir toplum portresinin çizildiği görülebilir. Renksiz ve karanlık bir atmosfer altında yaşayan insanlar güneşi sadece başkalarından duymuşturlar ancak güneşin günün birinde doğacağına ihtimal vermemeleri yüzünden bunun hayalini kurup umut etmezler. Hayal kırıklığına uğramaktan koktukları için umut etmekten vazgeçip konfor bölgelerinde tıkalı kalan şehir sakinleri için yaşam olduğu gibidir ve değişemezdir. Böyle bir şehirde umudun tek taşıyıcısı olarak aktarılan ana karakterin güneşim çıkmasını umut edip buna inanan tek kişi olması onu toplum içinde yalnızlaştırmakla kalmayıp aynı zamanda aykırı ve uyumsuz bir özne olmasının önünü açmıştır. Bu noktada toplumla neredeyse iletişimi olmayan bu adamın topluma yabancılaşması da kaçınılmaz olarak etkisini hissettiriyor. Metinden de anlaşılacağı üzere umudun her tarafa sirayet etmesinden ziyade gözler içinde bulunması pratikte politik etki yaratacak