Murat Turan

Murat Turan
@muradturan
Boğaziçi Üniversitesi
İstanbul
1997
15 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·232 syf.·
2021 8. kitabı
Bilge Karasu’nun “Yağmurlu Kentin Güneşçisi” öyküsündeki ana karakterin, yaşadığı ülkeyle ilişkisinin hesaba katılıp “umut/umutsuzluk” “beklenti/vazgeçiş” kavramları üzerinden kısa bir analizi Bilge Karasu tarafından kaleme alınan Göçmüş Kediler Bahçesi’nin içinde yer alan “Yağmurlu Kentin Güneşçisi” isimli hikâye sürekli olarak yağmurun yağdığı bir kentte yaşayan bir adamın hayatından bir kesiti okuyucunun karşısına çıkarmaktadır. Metin politik ve distopik özellikler taşımakla birlikte oldukça sembolik öğeleri de içerisinde barındırmaktadır. Kent sakinleri rengin ve güneşin olmadığı bu şehirde tekdüzeleşmiş, rutin ve monoton bir hayat sürerler. Şehirdeki mimari, eğlence aktiviteleri, giyim ve hayat tamamen yağmura göre tasarlanmıştır. Bu şehirdeki insanlar dışarı çıkarken farklı bir senaryo beklemezler, şikâyet etmezler ve sorgulamazlar. Bu yüzden konfor alanında sıkışıp kalmış bir toplum portresinin çizildiği görülebilir. Renksiz ve karanlık bir atmosfer altında yaşayan insanlar güneşi sadece başkalarından duymuşturlar ancak güneşin günün birinde doğacağına ihtimal vermemeleri yüzünden bunun hayalini kurup umut etmezler. Hayal kırıklığına uğramaktan koktukları için umut etmekten vazgeçip konfor bölgelerinde tıkalı kalan şehir sakinleri için yaşam olduğu gibidir ve değişemezdir. Böyle bir şehirde umudun tek taşıyıcısı olarak aktarılan ana karakterin güneşim çıkmasını umut edip buna inanan tek kişi olması onu toplum içinde yalnızlaştırmakla kalmayıp aynı zamanda aykırı ve uyumsuz bir özne olmasının önünü açmıştır. Bu noktada toplumla neredeyse iletişimi olmayan bu adamın topluma yabancılaşması da kaçınılmaz olarak etkisini hissettiriyor. Metinden de anlaşılacağı üzere umudun her tarafa sirayet etmesinden ziyade gözler içinde bulunması pratikte politik etki yaratacak
Göçmüş Kediler BahçesiBilge Karasu · Metis Yayınları · 20171,554 okunma
Reklam
Puan vermedi·88 syf.·
2021 7. kitabı
"Mıkaill'in Kalbi Durdu" hikayesindeki anlatıcı olan ana karakterin bulunduğu yerde ve toplumsal koşullarda kendisini var etme, kendisini algılama biçimini “aidiyet ve kimlik/kişilik” kavramları üzerinden ortaya dökülmüş halini ele alan tadımlık bir analiz. Ayfer Tunç’un Aziz Bey Hadisesi isimli öykü kitabında yer alan “Mikail’in Kalbi Durdu” hikayesi bir anlatıcının gözlemleri ve duyguları üzerinden aktarılmaktadır. Küçük ayrıntılarla donatılmış metin incelendiğinde anlatıcının intihara meyilli genç ve yakışıklı bir görünüme sahip olduğu anlaşılabilir. Yoğun hiyerarşik yapılanma metnin neredeyse tamamına hâkim olan etkin güçken anlatıcının da kendini hiyerarşi basamakların en üstüne konumlandırdığını görmekteyiz. Metnin bir bölümünde geçen suya bakmak metaforundan anlatıcının narsist ve kibirli olduğu çıkarımı yapılabilirken aşırıya kaçan miskinlik durumu da oblomovluk kavramını çağrıştırmaktadır. İç dünyasının ve hayatının anlamsızlığının farkında olan anlatıcının “öteki beni” ise Mikail tarafından sembolize edilmektedir. Mikail’i içselleştirmesi, empati kurması ve aynaya bakarken onu görmesi bu savı kanıtlar niteliktedir. Bir tutkuya ve amaca sahip olan Mikail ‘e karşın belli bir aidiyet hissi bulunmayan anlatıcının öteki beni Mikail’in içinde gizlidir. “Kendimi ait olmadığı mekânlarda pervasızca dolaşan, cüretkâr bir suçlu gibi hissediyordum” sözlerinden de anlaşılacağı üzere anlatıcının gerçekte kuramadığı aidiyet gerçeğini bir kez daha onaylar. Keskin bir hiyerarşinin hissedildiği metinde yanlış yapılan tek hareketin etkisi sanılandan çok daha fazladır. Başka bir katmanda ise celladına yani Mikail’e âşık olmuş onun hayatına girmesiyle heyecan kazanan günlerin keyfini çıkaran bir anlatıcı göze çarpmaktadır. Daha önce intihar girişimlerinin olduğunu bildiğimiz
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,6bin okunma
Puan vermedi·703 syf.·
Beğendi
·
2021 6. kitabı
Kozalar oyununun epik ve absürd tiyatro özelliklerini hesaba katarak sahneye konma biçimini, içeriğini, neyi amaçladığını, karakter ve mekân kurgusu üzerinden kısa bir analiz. Adalet Ağaoğlu tarafından kaleme alınan tiyatro metni “Kozalar” absürt ve epik tiyatronun özelliklerini yapısında bulunduran tek perdeden oluşan bir oyundur. Dolayısıyla göstermeci unsurlardan faydalanan oyun, metin boyunca sahnede sergilenenlerin bir oyun olduğunu farklı farklı şekillerde hissettirir. Kişilerin belirli isimlere sahip olmaması Marksist ideolojiden ilham alan epik tiyatronun amacına hizmet etmektedir. Böylece kişilerin bir tip olduğu ve belirli bir kesimi sembolize ettikleri anlaşılabilir. Tipler ise absürt tiyatrodan beslenmiş olup doğallığından, gerçek yaşantısından ve ilişkilerinden arındırılıp yapay bir ortam içerisine sokulmuş “kitle insanı” özelliklerini taşır. Sahnelenme şekli bakımından oldukça grotesk tiplerden oluşan oyun, ismi ve kim olduğu belli olmayan orta tabakaya ait 3 kadının aşırı ve gerçeklikten uzak olan konuşmaları çevresinde şekillenmektedir. Olayların geçtiği mekân eserin ismiyle bağdaştırılabilecek şekilde manidardır. Mekân tasviri ise evin içinde kapalı olacak şekilde dış dünyayla bağlantısı kesilmiş kapıların çift kilitle kilitlendiği, zevksiz ve gösterişli eşyaların oluşturduğu kalabalığa eşlik eden kanarya şakırdaması ile kafesi anımsatan, havasız ve agorafobik yanılsamalar ile harmanlanan bir ev portresi olarak izleyiciyle buluşuyor. Kapalı bir kutu olarak tasvir edilen bu izole evin dışarısıyla yegâne bağlantısı seslerdir. Dışardan gelen uçak, makineli tüfek ve marş sesleri ev dışında kaotik bir ortamın bulunduğuna işaret etmektedir. Sesler ve seslerin şiddetine göre oyun boyunca ritim ve heyecan değişiyor olsa da oyun ortalarından sonuna doğru bu
Toplu OyunlarAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 201911 okunma
Puan vermedi·189 syf.·
2021 5. kitabı
Unutulan--- Postmodernist bir yazar olarak tanınan Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken isimli hikâye kitabında yer alan öykülerden “Unutulan,” modernist kurmacanın tipik örneklerinden biri olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Yazar, rutin ve monoton bir hayat sahibi olan ana karakterin “tavan arası” şeklinde tasvir edilmiş bilinçdışını okuyucuyla buluşturur. Tavan arasının “tozlu ve karanlık” olması karakterin anımsamakta zorluk çektiği problemli geçmişinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Yine aynı şekilde annesiyle babasının resimleri arasında bulunan kırık lambalar da sevgisiz büyütülmüş bir bireyle karşı karşıya kaldığımızın bir habercisi olarak bizi karşılıyor. Metnin birçok bölümünde tekrar eden sorunlu ilişkileriyle yalnız, korkmuş ve mutsuz bir imaj çiziyor. Bazı bölümlerde, tanıyamadığı duyguları ve bunları anlamlandıramaması karakterin kendine yabancılaştığının bir portresi olarak karşımıza çıkarken devamında lanse edilen ayna figürünün yoksunluğu da karakterin kendi benliğini ve bütünlüğünü tam anlamıyla kavrayamadığını dolaylı olarak okuyucuya hissettiriyor. Bunun doğal bir sonucu olarak iç dünyasıyla ve geçmişiyle arasına mesafe koyan karakter problemli denilebilecek davranışlarının kaynağını kendisine değil de başkalarına atfetmektedir. Öte yandan bu rüya atmosferinde geçen öyküde karakterin gördüğü silik resimler, hatırlamadığı evlilikler onun geçmişte de bu kendine yabancılık halini sürdürdüğünü göstermektedir. Eski sevgilisini unutmadığını söylerken öne sürdüğü gerekçeye bakıldığında karakterin temelinde görev bilincine sahip sorumluluklara ve rutinlere sahip olduğu ve kendi bildiği ve alışık olduğu konfor alanına sığındığını görürüz. Kendi rutinleri ve bildiğini kabul ettiği gerçekleriyle yaşayan karakterin alışık olduğu konfor bölgesindeki
Akademik
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · May Yayınları · 197533,3bin okunma
Puan vermedi·150 syf.·
2021 4. kitabı
Abdülhak Şinasi Hisar tarafından kaleme alınan Fahim Bey ve Biz gerçek ve kurmacanın iç içe geçtiği bir yapıyla birlikte okuyucuya bir anlatıcı yazarın eşlik ettiği modernist özellikler bulunduran bir hikayedir. Anlatıcı, Fahim Bey’i babası vasıtasıyla tanır. Metin boyunca ana karakter Fahim Bey’in ya geçmişte takılı kaldığını ya da ulaşamayacağı bir gelecekte yaşadığını ancak asla bulunduğu anda yaşamadığını net bir şekilde görürüz. Fahim Bey, gazeteleri takip eder ve kitap okur. Bazı yerlerin altını çizerek durumuna değer atfetmek istemektedir. Eşi ise onun edindiği bilgileri kendisinden uzak ve bağlantısız olduğu için pek umursamamaktadır. Edinmeye çalıştığı entelektüel birikim çapıyla sınırlı kalmış ve yüzeyselden öteye geçememiştir. Önceleri, tek yaşamasına rağmen büyük bir konak kiralayan Fahim Bey, dışardan önem arz edilen biri olarak görülmekten hoşlanır. Hatta Londra Sefareti kâtibi olarak çalışmaya başlayacağı sırada kendi için aldığı sayısız ve renk renk esvaplar ona görevinin gerektirdiği kudretin ve önemin bir nişanı olarak gözükür. Arkadaşları bu hadiseyi saçma bulurken Fahim Bey’i yeni tanımaya başlayan anlatıcı henüz fikir ayrılığına düşmemiş ve mesleğinde başarı kazanması için gerekli olabileceğini düşünmüştür. Nitekim esvaplar Fahim Bey’in iyi bir memur olarak tanınmasını sağlamıştır. Bahsi geçen esvaplar daha sonra Fahim Bey’in Batılılaşmanın ve dinden çıkmanın sembolü olarak anlatıcının eniştesi tarafından yorumlanmıştır. Anlatıcı ise esvapları "teşebbüsü şahsı" hayatına atılmak isteyen ana karakterimizin belki de en büyük tetikleyicilerinden biri olarak değerlendirmiştir. Hayatı boyunca iş ve unvanlar hakkında sözlü talebi olmayan Fahim Bey’in içten içe bunlara ilgi duyduğunu görebildiğimiz halde tavrını sürekli devam ettirmiş ve arkadaşları ve
Edebiyat
Fahim Bey ve BizAbdülhak Şinasi Hisar · Bağlam Yayıncılık · 19962,429 okunma
Reklam