Hepimiz zamanında okula gittik ya da hala gidiyoruz. Hepimiz orada, aynı aptallaştırmanın, köleleştirmenin ve korku üretmenin mekanizmalarına terk edildik. Kapitalist toplumun okulundan geçen kimse, çoğu durumda belli bir kalıba girmiştir. Bundan dolayı okul, her devrimci strateji içinde önemli bir aydınlatma ve ajitasyon alanı olmak zorundadır.
Çocuklar, dünyanın başlangıcı, kendilerinin bu dünyadaki yeri gibi felsefi sorunlara son derece yakın ilgi duyarlar. Burada da, yetişkinler, sevgili Tanrı ve onun meleklerini anlatan dini masallarıyla çocuğun öğrenme ihtiyacını kolaylıkla boğarlar. Ya da, onu irrasyonel yollara saptırırlar; böyle bir yolda, söz konusu sorunun cevabı, bilgide ya da üzerinde düşünmede değil, sadece inanmada vardır.
Cinsel yasaklarla, çocuğun merakına ve bilme dürtüsüne dar sınırlar çekilmiştir. Kafasındaki sayısız soruya mantıklı bir cevap bulmada, yetişkinler, çocuğa çoğu kez yardımcı olmazlar.
Kapitalist toplumda bilgi ve bilinç, esas olarak okul ve meslek kitapları; gazete, radyo, film ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarıyla yayılır, egemen düşünceye göre standartlaştırılır.
Boyun eğmek, egemen olanların isteklerine karşı çıkmamak ve • yerine getirmek, kendi kararlarından, kendi isteklerinin karşılanmasından, kendi kaderini belirlemekten vazgeçmek demektir. Kısacası, boyun eğme, çocuğun babaya olan bağımlılığını korumak ve böylece, sözünün dinlenmesi gereken kimselerden duyulan infantil korkuyu da saklamak anlamına gelir. Ancak, boyun eğmek, şiddetli korkuların yumuşatılmasına yarayan bir çaredir de aynı zamanda; çünkü, boyun eğen kimsenin, en azından reel bir cezalandırmadan korkmasına artık gerek yoktur.