Murat Yıldız

Murat Yıldız
@muratyildiz75
Yazar-Akademisyen
Doktora
İstanbul
8 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
"Yeni Dünya"dan Eksik Hayatlar...
Puan vermedi
SABAHATTİN ALİ – YENİ DÜNYA (İçerik hakkında bilgi vermiş olabilirim. Ama başka türlü de anlatamazdım. Affola...) Yazgı Çıkmazları ve Yüreğin Sancısı Dava Vekili Hüseyin Avni… Ah, o yılışık gölge, o kart zampara ruhu! Hanende Melek’in nazik ruhuna saplanan bir diken olmuştu artık. Belki merhamet etmeyecekti ona, lakin o masum yavruların, o perişan filizlerin kaderi ne olacaktı? Gözlerinde biriken yaşlar, sadece onların geleceği için akıyordu… Zindanın Karanlığından Yankılanan Acı Mahpushanenin soğuk duvarları arasında Süleyman Efendi’nin cenazesi sahipsiz kalmış, ruhu bir tüy gibi uçuşmuştu. Geride kalan karısı ise, hayatın acımasız girdabında, bir 'çaydanlık' peşinde savruluyordu. Kimbilir hangi umut kırıntısına tutunmaya çalışıyordu? Ayrılığın Soğuk Nefesi ve Açlık… İstasyon… Veda kokan peronlarında, 'ayran' içen bile yoktu o gün. Dönüş vaktiydi… Eve, aç bekleyen kardeşlere… Bakraç her adımda ağırlaşıyor, sırtı büküyordu. Hava buz kesmiş, uzaklardan uluyan kurt sesleri, gecenin karanlığına bir ağıt gibi yayılıyordu. Bu soğuk, sadece havadan değil, yüreklerden de sızıyordu. Bir 'Selam'ın Mucizesi ve Yeni Başlangıçlar Bir çocuğu 'ısıtmak için' ne lazımdı ki şu hayatta? Sadece yıkanacak birkaç parça çamaşır… Oysa bazen bir 'selam', nelere kadir olmazdı ki! Berber Yusuf, geçmişin tüm yükünü ardında bırakmış, yeni bir sayfa açmıştı hayatında. Tıpkı Koca Recep gibi… O kabadayı ruh, nasıl da yepyeni bir mesleğin eşiğine gelmişti? Bir 'başlangıç'… Kim bilir hangi fırtınalardan sonra esen ılık bir rüzgardı bu? Kıskançlık Rüzgârları ve Kaybolan Servet Oturak âlemlerinin eski gözdesi 'Yeni Dünya', şimdi Deli Emine’yle kıran kırana bir rekabete mi tutuşacaktı? Hırsın ve tutkunun ateşiyle yanıp kavrulan bu yürekler, hangi fırtınalara yelken açacaktı? Kerim Ağa’nın koca
Yeni DünyaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202533,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tarihte Garip Olaylar
Puan vermedi
Tarihte Garip Olaylar Sabahattin Ali'nin Max Kemmerich'ten çevirdiği bu eser, baskıcı ve totaliter rejimlerin gölgesinde insan hayatının nasıl bir çileye dönüştüğünün sayısız yankısını taşıyor. Aristokrasinin ve Kilise'nin hüküm sürdüğü çağlardan derlenmiş hüzünlü kıssalar, burjuva iktidarının sömürgeci zulmüyle de keskin bir eleştiri okuna dönüşüyor. İnsanlık onuruna yakışmayan nice vakalar, aklın tutulduğu anların ironisiyle birleşerek, özgürlük ve demokrasiye doğru katettiğimiz uzun ve çetin yolun ne denli değerli ve özenle korunması gerektiğini fısıldıyor. Şaşırtıcı bir bakışla, insanlığın akıl ve iradesini prangalaylayan zincirleri kırdığında, henüz Orta Çağ'ın şafağı sökmeden bile nasıl umut vadeden adımlar attığını gözler önüne seriyor. Bu eser, böylece, insanlık tarihinin derinliklerine inen, bütüncül bir iç hesaplaşma, bir özeleştiri olarak da okunabilir.
Tarihteki Garip OlaylarMax Kemmerich · Tılsım Yayınevi · 2024165 okunma
Zalimane Bir İdam Hükmü
Puan vermedi
İşte tarihin tozlu sayfalarından süzülen bir fısıltı... Osmanlı'nın üç sancılı nefesini, mutlakiyetin ağırlığını, meşrutiyetin kırılgan umutlarını, mütarekenin acımasız teslimiyetini kendi ruhunda yaşamış bir adamın hikâyesi: Ebubekir Hâzim Tepeyran... Osmanlı bürokrasisinin nice kademesinde görev almış bu münevver zat, İstanbul'un işgal karanlığında, "Kuvayımilliye'ye yardım ettiği" iddiasıyla yargılandı. Ve o kara gün geldiğinde, bir caninin payına düşen o dehşetli hüküm verildi: İdam. "Zalimane Bir İdam Hükmü" adını taşıyan bu eserde, yazar kendi kalemiyle bir idam mahkûmunun ruhunda açılan derin yaraları, sağlığının nasıl bir mum gibi eridiğini, ailesi ve sevenleriyle birlikte çektikleri o tarifsiz acıları, canlı bir üslupla satırlara döküyor. Mahkeme salonlarının karanlık dehlizlerinde oynanan o alicengiz oyunları, hukukun ayaklar altına alınışı, maddi ve manevi bir psikolojik savaşın acımasız unsurları, Ebubekir Bey'in kelimelerinde birer çığlık gibi yankılanıyor. Eğer bir idam mahkûmunun adım adım ölüme yürürken kalbinde kopan fırtınaları, o son anda gelen bir mucizeyle ipten alınışının korku ve heyecan dolu öyküsünü merak ediyorsanız, bu eser sizi derinden sarsacak, ruhunuzun en hassas tellerine dokunacaktır.
Zalimane Bir İdam HükmüEbubekir Hâzım Tepeyran · Elips Yayınları · 20228 okunma
Ahh "Küçük Paşa..."
Puan vermedi
Ah, "Küçük Paşa"... Bir zamanların İstanbul'unda, 1910'da fısıldanmış bir öykü... Köyün sessizliğinden sonra, Karabibik'in izinde, toprağın ve insanın halini anlatan ilk seslerden biri. Salih derlerdi o küçük beyzadeye, annesi Selime'nin yanında İstanbul'un büyülü ışıklarına gelmişti. Konaklarda sevgiyle karşılanmış, gönüllere taht kurmuştu. Lakin ömrün nazlı çiçeği Suat Paşa solunca, konağın soğuk duvarları Küçük Salih'i doğduğu topraklara geri gönderdi. İşte o andan sonra başladı dramatik yazgısı. Üvey annenin acımasız ellerinde yeşeren keder, öz babanın uzak ve ilgisiz bakışları... Sonra vatanın davetiyle babanın cepheye gidişi... Bütün bunlar, bir çocuğun saf gözünden, usta bir elin dokunuşuyla anlatılır. Romanın kahramanları, o unutulmuş köylerin içtenliğini taşıyan ağızlarıyla konuşurlar. Köylülerin omuzlarındaki ağır yük, eğitimin sönük ışığı, sağlığın ulaşılmazlığı, verginin acımasızlığı, askere gidişlerin hüzünlü vedaları... Hepsi, bir çocuğun dünyasında yankılanır. "Küçük Paşa", yirminci yüzyılın başlarındaki o hüzünlü Anadolu coğrafyasına, köy hayatının gizemli perdesine, ihmal edilmiş nice hayata bir pencere açar. Merak edenler için, yürek burkan bir yolculuk...
Küçük PaşaEbubekir Hâzım Tepeyran · İnkılap Kitabevi · 2011888 okunma
Dağların Ardındaki Issız ve Sessiz Şehrin Hikâyesi…
Puan vermedi
Dağların Ardındaki Issız ve Sessiz Şehrin Gizemli Hikâyesi… Yaşım ilerledikçe çocukluk dönemime duyduğum ilgi de artıyor. Bu bir tür masum zamanlara sığınma ihtiyacı mı yoksa arınma ihtiyacı mı ya da her ikisi mi, bilemiyorum. Bildiğim ve yaşadığım bir şey varsa o da hafızamda ve hatıralarda kalan bu dönemle ilgili bulabildiğim en küçük ize büyük bir ilgiyle yöneliyor oluşum. Ardahan: Anadolu’nun bu en uzak, yüksek ve soğuk şehri benim memleketim. Doğduğum ve çocukluğumu yaşadığım serhat şehri. Bu “başı bulutlara değen şehrin” bağrında gizemli bir tarih barındırdığını düşünürdüm hep. Çünkü çocukluk dönemime ulaşan sözel bilgi kırıntılarını, hâlâ zamana direnen yapı ve yapı kalıntıları da destekliyordu. Belirtiler burada, vaktiyle zengin bir kültürel çeşitliliğin yaşandığını gösteriyordu. Ama şimdi yok! Üzeri adeta “kalın bir suskunluk perdesiyle örtülmüş” bir gizem vardı burada. Nitekim yanılmadım. Candan Badem ve Kenan Karabağ bu sır perdesini aralıyor ve benim hissedip de ispatlayamadığım bu gerçeği olanca yalınlığıyla gözler önüne seriyor. Bir şehrin belleği tarihçiye, ruhu ve gizemi edebiyatçıya emanettir. Şehrin geçmişini; günümüzde ve gelecekte yaşatan tarihçi ve edebiyatçıdır. Böylece şehir onlarla; onlar da şehirle özdeşleşmiş olurlar. Mesela Antep ile Mitat Enç (Uzun Çarşının Uluları), Sivas ile A. Turan Alkan (Altıncı Şehir) gibi. Hiç şüphesiz daha birçok örnek verilebilir. Galiba Ardahan da kendisiyle özdeşleşecek iki yazara kavuşuyor: Candan Badem ve Kenan Karabağ... Candan Badem, tanınmaya ve tanıtılmaya ihtiyacı olmayacak kadar “müşarün bi’l-benân” yani parmakla gösterilenlerden. Ancak “Çarlık Yönetiminde Kars, Ardahan, Artvin (1878-1918)” adlı eseri ne kadar övülse az. “Bilgi güçtür” sözünün ete kemiğe bürünmüş hâli. Candan Badem, ana kaynakları
Çarlık Yönetiminde Kars, Ardahan, Artvin (1878-1918)Candan Badem · Aras Yayıncılık · 20187 okunma