SABAHATTİN ALİ – YENİ DÜNYA
(İçerik hakkında bilgi vermiş olabilirim. Ama başka türlü de anlatamazdım. Affola...)
Yazgı Çıkmazları ve Yüreğin Sancısı
Dava Vekili Hüseyin Avni… Ah, o yılışık gölge, o kart zampara ruhu! Hanende Melek’in nazik ruhuna saplanan bir diken olmuştu artık. Belki merhamet etmeyecekti ona, lakin o masum yavruların, o perişan filizlerin kaderi ne olacaktı? Gözlerinde biriken yaşlar, sadece onların geleceği için akıyordu…
Zindanın Karanlığından Yankılanan Acı
Mahpushanenin soğuk duvarları arasında Süleyman Efendi’nin cenazesi sahipsiz kalmış, ruhu bir tüy gibi uçuşmuştu. Geride kalan karısı ise, hayatın acımasız girdabında, bir 'çaydanlık' peşinde savruluyordu. Kimbilir hangi umut kırıntısına tutunmaya çalışıyordu?
Ayrılığın Soğuk Nefesi ve Açlık…
İstasyon… Veda kokan peronlarında, 'ayran' içen bile yoktu o gün. Dönüş vaktiydi… Eve, aç bekleyen kardeşlere… Bakraç her adımda ağırlaşıyor, sırtı büküyordu. Hava buz kesmiş, uzaklardan uluyan kurt sesleri, gecenin karanlığına bir ağıt gibi yayılıyordu. Bu soğuk, sadece havadan değil, yüreklerden de sızıyordu.
Bir 'Selam'ın Mucizesi ve Yeni Başlangıçlar
Bir çocuğu 'ısıtmak için' ne lazımdı ki şu hayatta? Sadece yıkanacak birkaç parça çamaşır… Oysa bazen bir 'selam', nelere kadir olmazdı ki! Berber Yusuf, geçmişin tüm yükünü ardında bırakmış, yeni bir sayfa açmıştı hayatında. Tıpkı Koca Recep gibi… O kabadayı ruh, nasıl da yepyeni bir mesleğin eşiğine gelmişti? Bir 'başlangıç'… Kim bilir hangi fırtınalardan sonra esen ılık bir rüzgardı bu?
Kıskançlık Rüzgârları ve Kaybolan Servet
Oturak âlemlerinin eski gözdesi 'Yeni Dünya', şimdi Deli Emine’yle kıran kırana bir rekabete mi tutuşacaktı? Hırsın ve tutkunun ateşiyle yanıp kavrulan bu yürekler, hangi fırtınalara yelken açacaktı? Kerim Ağa’nın koca