Türkiye’deki Arapçılık ve Avrupacılık aynı hastalığın iki ayrı belirtisi. Biri üç kelime Arapça öğrenip entel-dindar kesiliyor, diğeri iki gün Berlin görüp memleketi “köy” ilan ediyor. Biri Arap şeyhinin her dediğini hikmet sanıyor, diğeri Avrupa’dan gelen her yasayı medeniyet diye alkışlıyor. Sorgu yok, akıl yok; sadece eziklik var.
Kendi ülkesinde sıra beklemeyi beceremeyen adam, Paris’te kaldırıma hayran oluyor. Kendi dilini düzgün konuşamayan, Arapça tabelaya secde ediyor. Avrupa’da işine gelmeyen sistemi “istisna” diyor, Arap dünyasındaki rezaleti “kültür” diye savunuyor. İkisi de aynı numara: başkasının aynasında kendine değer aramak.
Bu ne vizyon ne inanç meselesi; bu dümdüz omurgasızlık. Kimliğini bilmeyen ya doğuya tapar ya batıya yalvarır. Oysa mesele taraf seçmek değil, milli duruş sergilemek.