genellikle tasavvuf kitaplarında kadınların mertebe ve fenâ hallerinden; tasavvufî açıdan allah’a sülukundan/yönelmesinden -erkeklere nazaran- pek bahsedilmez. ve akıllara sufi gelenekte yalnızca erkeklerin var olduğu düşüncesi gelebilir. bu hususa özel tevafuklardan ötürü daha geniş bilgi yelpazesiyle karşılaştım. şöyle ki ibnu’l arabi “hakikî reculiyyet, yani erlik; insanın, hulkiyeti ve hevalarının karanlığından kurtulup, aklın ve manevi irşadın ziyası ile tezkiyesine müteakip tekmil edilmektedir” diyor. yine müfessirler nur suresi otuz yedinci ayet-i kerimedeki rucul tabiriyle, hakikî ruculiyet vasıflarına haiz olan pek çok kadının da dahil olduğunu söylemişler. rumi dini vecibelerin bütününü yerine getiren kadınların bu mertebeye ulaşabileceğini belirtirken yine ibnu’l arabi de fütühatında erkekler adı altında bahse konu ettiğimiz her ne ise bunların aralarında kadınlar da mevcuttur der. çünkü mü’min için Allah aşkı hususunda erkek ile kadın arasında fark yoktur.
kerametin aşikârlığını önemseyen cinsi müzekkerler için ‘kadının hayız hali’ teşbihi yapılır. belki burada bir acziyet atfetme vardır ki bu da hakikî er vasfında olmayan kadınlardan benzetmedir.. yoksa rabiatül adeviyye, hz meryem bizim yolumuzu aydınlatan öncü şahsiyetlerdendir. rabbim yollarından ayırmasın