Tahrir Vazifelerinden: Kaybolmak istemeyen her insan ses vermelidir. Sesini bir şekilde duyurmalıdır.
Ama bunu yazmak suretiyle gerçekleştirmesi şart değil elbet. “Her kim bir milyon okuyucu beklemezse” demiş, Johann Wolfgang von Goethe, “bir tek satır bile yazmasın.” Ben bu görüşün tam tersini savunuyor ve diyorum ki, her kim “Beni okuyacak bir kişi vardır.” diye düşünüyorsa hemen yazmaya başlasın ve imkân bulursa ciltler dolusu yazsın. Zira inanıyorum ki tercih ıskalamakla isabet ettirmek arasında değil, tetiğe basıp basmamak arasındadır.” (Özel, 2014c, s. 313-314)
Davadaşların içindeki ben’e yakın olan asıl sen’lerdir. Diğer herkes ve öteki O’lar değildir. Şair belki de sadece bunlara hitaben yazar, kendi benini ortaya dökerken bu kadar emeği onlar için verir. Bir kişiye bile ulaşabilmek şair için çok mühim bir neticedir.
Metin Eloğlu davasını kimin için güttüğünü çok iyi bilir. Kendi beniyle halkının, milletinin, ülkesinin beni göbekten bağlıdır. Biri olmazsa diğeri olamaz. Kendi beninin doğru şekilde sunulması, kendi benine ulaşması, kendinin bir hüviyete-kimliğe sahip olması için kendi beni gibi gördüğü sen'lerin ve biz'in de bunlara ulaşması elzemdir.
Kendini, kendi benini aynada iskeletini görecek kadar hesaba çekmelidir. Yoksa hayatın akışı içinde insan eriyip gider. Yani kendi beni, öteki olan herkes ile Heidegger’in tabiriyle (das Man) Herkes’leşir (Heidegger, 2021, s. 199). Yani kişiliksizleşir, omurgasızlaşır, “O” olur. Bu modern hayatın fenomenlerinden (görüngülerinden) bir diğeridir. Kalabalıklar ve kalabalıklarda kaybolmak, benliksiz/kimliksiz olmak, tektipleşmek.