Acılı bir ruh, yabancı bir diyarda yakınlarından biriyle karşılaşan bir yabancı gibi, kendine benzeyen, aynı duyarlığı paylaşan bir başkasıyla birleşince huzura kavuşur. Hüzün kalpleri sevinçten ve neşeden daha çok birleştirip yakınlaştırır.
Ölmüş bir insan bülbülün şarkısını, gülün fısıltısını ya da ırmağın titreyişini nasıl hatırlayabilir ki? Prangalara vurulmuş bir mahkûm şafak melteminin ardından nasıl koşabilir? Susmak konuşmaktan daha ağır değil midir?
Ruhum, kafesinin parmaklıkları arkasından, kendisine benzer öbür kuşların engin göklerde özgürce uçtuklarını gören bir şahinin çektiği acı gibi acılar çekti.