Ama, yumruk yiye yiye pelteye dönmüş ömrümün bu aşamasında, bir yumruk da benim atmaya hakkım yok mu? Kendimi savunmaya, minicik bir misilleme yapmaya, yeter artık demeye?
hani paylaşacaktın bulutları benimle
hani deniz en derin yurdumuz olacaktı
hani konsun diyordun kalbimize martılar
hani avuçlarımız yağmurla dolacaktı
hani kartallar gibi kanatlanıp doruğa
hani bölüşecektik seninle mevsimleri
neden yine bin parça eyledin resimleri
hani gök, nerde ufuk, neden sustu dalgalar
ayaklarımda yine bu zâlim prangalar
sonbahar akşamında bahar oldu sözlerin
lekesiz hâtıramı uyandırdı gözlerin
buğulu bir türküyü çalıyor şimdi sazlar
an olur ki, imrenir sana sevdalı kızlar
karayel taşır beni kafdağına seninle
saçlarıma bengisu dökersin ellerinle
belki bir gün akrebe kavuşur da yelkovan
yıkılır sensizliğin duvarı, çöker tavan
yeryüzü döşeğine gökyüzü yorgan olur
her ânımız ölümün boynunda urgan olur
neden mahrum edelim karanlığı ışıktan
neden solsun bir çölün kumlarında şakâyık
al bu zâlim kuşkuyu efsanevî âşıktan
sana tahtım da lâyık, bil ki, bahtımda lâyık
titrek bir suskunluğun nidâsıydı târihim
senin olsun otağım, varım yoğum, tâlihim
giderken götürdüğün kalbimi arıyorum
"söylememeliydim, biliyorum!..."