İnsan insandan istekte bulundu. Dilek ve şikâyet kutularını açanlar binlerce zarfı açmadan şömineye attılar. Binlerce zarfı açtıktan sonra nehre bıraktılar. Binlerce zarfı açtıktan sonra dosyalayıp rafa kaldırdılar. Binlerce zarfı açtıktan sonra kahkahalar attılar. İnsanın insandan istekte bulunması gülünçtü çünkü. O kadar çok güldüler ki sonunda gözlerinden yaşlar geldi. Ağlayan gözlere bakanlar zarfı açanların merhametlerine hükmettiler. Bu yüzden daha çok zarf bıraktılar dilek ve şikâyet kutularına. Daha çok beklediler. Ellerini da ha çok götürdüler kulaklarına. Demir bir halkaya dokunduklarında sevinçten havalara uçtular. İsteklerinin kabul edildiğini gösteriyordu bu.
"Bana dua edin, duanızı kabul edeyim," (Mü'min, 60) buyurdu Allah. Çağrıya kulak verdi insan, dua etti Allah'a. Ayakta, otururken, yürürken, yatarken kımıldadI dudakları. Dua ettikçe gücünün farkına vardı, dua ettikçe acizliğinin. Ve gerçek sahibine verdi kudreti sonunda, böylece özgürleşti. Dudaklarının kımıldamasıyla yetinmedi hem. Bir ağaç dikti, elleri kımıldadı. Bir hastayı ziyaret etti, ayakları. Bir kitap okudu, düşünceleri kımıldadı. Bir mektup yazdı, rüyaları. Tohum ekerek toprağı kımıldattı, sulayarak çiçeği. Bineğini bağladı bir gün kaybolmasın diye, harekete geçirdi aklını. Sonra öyle bir sustu ki, dua ettiğini anlamadı kimse, o derin sessizlikte kalbini kımıldattı. Ticaret yapar gibi istemedi rabbinden. Hatta hiç istemedi. Haliyle çaldı o yüce kapıyı. Kapı açılmadı sanarak korktu bazen. "Kapı kapanmadı ki hiç!" diye uyarıldı. Her şey takdir edilmişti ezelden. İstemek için dilin açılması lazımdı. Lütfetmek isterse lütfederdi anahtarı. O zaman açılırdı göğüs. O zaman çözülürdü dilin düğümü. O zaman kolaylaşırdı iş. Kabul edilmeyen dua yoktu. Ya dünyada verilirdi istediği veya ahirete saklanırdı. Ya da istediği iyilik yerine başına gelecek bir kötülük bertaraf edilirdi. Yeter ki ürpermeyen bir kalp olmasın kalbi.
Söylenenleri anlayabilmek için sessizlik gerek. Susmak hem konuşmanın bir parçası, hem aşkın. Görmüyor musun dalgın dalgın yürüyenleri dilsiz. Derinden derine seyredenleri evreni. Dudakları kuşlar gibi çırpınanları sevgiliyi andıklarında. Gündüz ondan başka bir şey görmeyenleri, gece onunla uykusuz kalanları, yorgunluktan uykuya dalıp rüyada onu arayanları. Ve her sabah uyanır uyanmaz o hayalle çarpışanları kıvılcımlar içinde.