• Mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk.
    Yanıldık!
    Çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık.

    Cemal Süreyya
  • Bence bir gün mutlu olacaksın! Ama tabii ki gülüp geçmeyi, boş vermeyi öğrenirsen...
  • Fidel,
    Düşmanları, ülkeyi çok konuşup hiç dinlemeden yönettiğini, çünkü seslerden ziyade yankılara alıştığını söylüyorlar.
    Ve bu konuda düşmanları haklılar.
    Ancak düşmanları, istila olduğunda göğsünü kurşunlara tarihe poz vermek amacıyla siper etmediğinden,
    kasırgaların karşısına tek başına, kasırgaya karşı kasırga şeklinde, çıktığından,
    altı yüz otuz yedi suikast girişimine rağmen hayattta kaldığından,
    onu öğlen yemeğinde yemek için peçeteyi serip çatal bıçak elde beklemiş on tane Birleşik Devletler başkanına rağmen bu vatanın varlığını sürdürmeyi başarmasının nedenin Şeytan’ın büyüsü ya da Tanrı’nın mucizesi olmadığından hiç söz etmezler.
    Ve düşmanları, Küba’nın Dünya Paspas Kupa’sında yer almayan ender ülkelerden biri olmasından da hiç bahsetmezler.
    Ve düşmanları hiç bahsetmezler ki, cezayla büyüyen devrimin şu hali onun olmasını isteği şey değil, her şeye rağmen olabildiği şeydir. Temenniyle gerçeklik arasındaki duvarın büyük ölçüde, Küba modeli bir demokrasinin gelişimini engelleyen, halkı militarist bir kimliğe bürünmeye mecbur eden ve her çözüm için bir sorun yaratan bürokrasiye kendini haklı çıkarmak ve varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu bahaneler sağlayan emperyalist abluka sayesinde daha da yükselip daha da genişlediğinden de hiç bahsetmezler.
    Ve her şeye rağmen, dışarıdan yapılan saldırılara ve içeride yaşanan keyfiliklere rağmen, çok acı çekmiş ama inadına mutlu bu adanın, en az adaletsizliğe maruz kalan Latin Amerika toplumunu yarattığından da hiç söz etmezler.
    Ve düşmanları, bu kahramanlığın sadece halkın fedakârlığının bir ürünü değil, aynı zamanda, Kastilya kırlarındaki o çok meşhur benzeri-gibi her zaman kaybedenler için mücadele etmiş olan bu adamın inatçı iradesinin ve modası çoktan geçmiş onur duygusunun bir eseri olduğunu hiç söylemezler.
    Eduardo Galeano Aynalar,
  • Zihnin asla yorulmadığı,uzaklaşmadığı,işkence edilemediği,korkmadığı ya da şüphe duymadığı ve pişman olmayı hiç hayal etmediği tek şey öğrenmektir.
  • Bütün hafta cumayı beklersin, bütün yıl yazı beklersin, bütün hayatın boyunca mutlu olmayı beklersin...
  • Bir insanın olabileceği ya da başarabileceği en iyi ve en büyük şeyin kaynağı insanın kendisidir. Bu ne kadar böyle ise de, bir insan mutluluğun kaynaklarını ne kadar kendisinde buluyorsa, o kadar daha fazla mutlu olacaktır. Dolayısıyla büyük bir hakikatle Aristoteles ''Mutlu olmak kendi kendine yeter olmaktır.'' der.
  • Yatağına uzandı. Gözleri tavana dikildi ve bir an tüm düşünceler ardı ardına saldırmaya başladı beynine doğru. Her düşünceyle beraber saçlarına bir ak konuyordu adeta. İntiharı sık sık düşünür olmuştu. Hayat onu çok yormuş ve insanlar çok yıpratmıştı. Yılların vermiş olduğu yılgınlık ve sıkıntılar onu öylesine bir uçurumun kenarına getirmişti ki, tek çarenin ölmek olduğunu düşünüyordu.

    Büyük bir markette çalışıyordu. Müşterilerin kasadan geçirdikleri eşyaları poşetlere dolduruyor, poşetleri uzatırken sahte gülücükler saçmak zorunda kalıyordu. Günde yaklaşık on saat çalışıyordu ve aldığı para çok cüzi bir miktardı. Yaşlı oldugu için ona ağır işleri vermiyorlardı ama alacağı ücreti de buna göre düşük tutuyorlardı.

    Yalnız yaşıyordu. Yer yer seyrelmiş beyaz saçları, yorgunluktan ve uykusuzluktan kan çanağına dönmüş gözleri ve yüzündeki derin kıvrımlar, yüzünü adeta çorak ve çatlamış bir toprağa benzetmişti. Ucuz ve üçüncü sınıf bir motelde kalıyordu bir süredir. Odası çok küçüktü. Yalnız kirli bir yatak, küçük bir masa ve ufak bir penceresi vardı. Tuvaleti ve banyosu bile yoktu odada. Bu ihtiyaçları için, motelin lobisine iniyor orada ihtiyaçlarını görüyordu. Hemen yan odada kalan yaşlı birisi daha vardı. Onun hıçkırıklarını duydu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu yan odada kalan komşusu.

    Hüzünle kaplı bir moteldi adeta. Hiç kimse mutlu değildi. Kimse birbirine merhaba bile demiyordu. Hıçkırıkların sesine karıştı yalnızlığı. Daha da kötü hissetmeye başladı kendini. Sabah olunca, eli göbeğinde, suratı kocaman ve yağ fıçısını andıran, kel ve kibirli patronunun yüzünü görecek, önce markete paspas çekmesini isteyecek, sonra da kasiyerin yanına gidip, poşetleri doldurması istenecekti. Sert ve kibirli bir ses tonuyla emirler alacaktı. Ailesi de yoktu Tom'un. Yok yere karıştığı bir kavgadan, istemeden birinin ölümüne sebep olmuştu. Tam on altı yıl hapiste kalmıştı ve içeriden çıktıktan sonra dışarıdaki yaşama uyum çekmede sorun yaşıyordu. Sudan çıkmış bir balık gibi hissediyordu kendini.

    Ne yapacağını bilemiyordu. Gözünü tava dikti ve tekrar düşündü. İşten, motele gelirken satın almış olduğu ip aklına geldi. İntihar fikri hep aklındaydı. Bir türlü bu fikri zihninden silip, atamıyordu. Çekmeceye koymuştu. Elini çekmeceye götürdü ve ağır hareketlerle aldı eline ipi. Ayağa kalktı ve halatı tavandaki çengele bağladı sıkı bir düğüm atarak. Kirli ve kokmuş yatağının üzerine oturdu derin bir soluk alarak. Bir sigara yaktı ve tüm yaşadıklarını dumanına katarak içti sigarasını. Gözleri tavandaki ipteydi. Dışarıdan gelen sokak köpeklerinin seslerine karıştı düşünceleri. Sigarasını kül tablasına götürüp söndürdü.

    Saçlarını güzelce taradı ve en sevdiği mavi takım elsibesini giydi. Yüzü gülümsüyordu. Uzun zamandır kendini bu kadar mutlu hissetmiyordu. Sandalyenin üzerine çıktı ve halatı geçirdi boynuna. Bundan sonrası artık özgürlük içindi… Son bir kez baktı odasına ve ufak penceresinden dışarıya sandalyenin üzerinden. Gülümsedi sadece…

    Bir serçe pencereden içeri bakıyordu ona doğru. Yüzünde mutluluğun resmi vardı, sandalyesini ayağının altından ittiğinde…

    Mahir Amca