İnsan sevdiğinin üzülmesini istemez. Yüreğinin en ufak bir sızıyla burkulmasını, gözlerinin bir an olsun hüzünle dolmasını istemez. Çünkü senin yüzündeki bir gölge bile benim içimde tüm ışıkları kapamaya yetiyor. Güçlü duruşunun arkasında ne kadar hassas, ne kadar yufka bir kalp taşıdığını biliyorum. Belki herkes fark etmiyor ama ben görüyorum. O yufka yüreğinin içinde, her fırtınadan çıkmayı başaracak kadar güçlü bir kadında var. İnan bana, sen sandığından çok daha güçlüsün. Her zaman güçlü olmak zorunda değilsin, Yorulabilirsin, düşebilirsin, Ağlayabilirsin, Üzülebilirsin, Ama sen tekrar kalkabilecek kadar, gözünün yaşını kendin silebilecek kadar güçlü bir kadınsın. farkında mısın bilmiyorum çok özel bir kadınsın. Tüm kadınlar özeldir yanlış anlaşılmak istemem. Ama gücünü unutma sakın, sen çok başka bir kadınsın. ben görüyorum, biliyorum, tanıyorum… Yorulsan da, kırılsan da, düştüğünü sansan da ayağa kalkmayı başaran o güzel kalbi tanıdım ben. seni bu kadar çok sevmemin sebeplerinden biri de buydu, güçlü bir kadındın. Tanıdıkça her geçen gün daha da aşık olduğum kadınsın.. yufkacık yüreğinin ardındaki güçlü kadına ben her gün yeniden aşık oldum. Bu zor günler geçecek. Belki bugün değil, belki yarın da değil ama mutlaka geçecek. Ve o gün geldiğinde, bugün hissettiğin tüm acıların yerini huzur alacak. Ben de senin yeniden gülümsediğini görmek için sabırla bekleyeceğim. senin gülüşün, dünyanın bütün karanlığını aydınlatabilecek kadar güzel.. Sen gülünce çiçek açar her yan.. Keşke yanında olabilseydim de omuzlarındaki bütün yükleri tek tek alabilseydim. Keşke seni üzen her şeyi senden uzaklaştırabilseydim. senin gülüşün benim en güzel huzurum.
Yorgunsun ama devam etmek zorundasın çünkü seni bekleyen güzel günler ve seni bekleyen mutlu hayallerin var.#kpss26
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İyi misin bilmiyorum..
Aslında bunu yazmamın hiçbir anlamı yok. Çünkü sen benim hayatımın içinde olan biri değilsin artık. Ben sadece uzaktan sevmek isteyen taraftım. Bir gün cesaretimizi toplayıp hislerimizi birbirimize söyledik, başta herşey çok güzeldi ama sonra sen istemediğini söyledin. O gün olması gereken oldu ve ben de zamanla bunu kabullenmeye çalıştım. ​Sana yazmadım. Karşına çıkmaya çalışmadım. Hayatına dahil olmaya çalışmadım. Çünkü bazen insan, sevdiği kişiyi gerçekten seviyorsa onun kararına da saygı duyması gerektiğini biliyor. ​Aradan uzun zaman geçti. Hayat devam etti. Ben de devam etmeye çalıştım. Ama son zamanlarda anlam veremediğim bir şey yaşamaya başladım. Uzun bir süre boyunca seni ne rüyamda gördüm ne de aklıma eskisi kadar geldin. Her şey olması gerektiği gibiydi.. Sonra birdenbire, hiçbir sebep yokken, neredeyse üst üste rüyalarıma girmeye başladın. ​İlk başta önemsemedim. "Olur böyle şeyler" dedim. Ama günler geçtikçe rüyalar bitmedi. Her sabah, özellikle gün ağarmaya yakın saatlerde, gözlerimi açtığımda aklımda yine sen oluyordun. Üstelik aynı rüya da değil. Her seferinde farklı insanlar, farklı yerler, farklı olaylar... Ama değişmeyen tek şey sen oluyorsun. Ve bu durum beni özlemekten çok endişelendirmeye başladı. ​Çünkü insan birini unutmaya çalışırken onu rüyasında görür, bunu anlarım. Ama uzun zaman sonra, hiçbir şey yokken, bir anda sürekli görmeye başlayınca ister istemez düşünmeye başlıyor. Acaba iyi misin? değil misin? Acaba hayatında her şey yolunda mı? Acaba mutlu musun? ​Biliyorum, bunların hiçbirini bilmeye hakkım yok. Belki de bunlar sadece zihnimin bana oynadığı oyunlar. Belki de hiçbir anlamı olmayan sıradan rüyalar. Fakat yine de içimde bir huzursuzluk oluştu. Öyle ki bazen, gece uyumadan önce bile aklımdan aynı düşünce geçiyor: "İnşallah yine
İnsan ve Duygular
Teskin edici cümleler kur; umut veren, samimi cümleler. Çünkü buna evvela sarfedenin ihtiyacı var. Sözde kuvvetli simya vardır; sözün hâli, sarfedenin haline sirayet eder. Evet, yarınlar aydınlık. Keder var ama sonunda mutlu günler de var. Allah var, sonuna kadar umut var.
Huzurlu ve mutlu günler
“Sanmak insanı ziyan eder; konu ne olursa olsun…”
ŞAHIS KİM? Tolstoy veresiye almıyorum şeklinde kurduğu ilk cümle öncesinde ilk kurduğu cümleyi unutana kadar her şey yolunda gidiyormuş düşüncesi işte o cümle beni benden alıyordu. Neticede Tolstoy’un ilk cümlesinin sonrasındaki cümlesini bile unutacak derecede haşat olmama sebep olmuş bir ilgiyle karşı karşıya kalmıştım. Adeta Tolstoy’un ilk cümlesinin sonucu asla benim bağlayamayacağım pek çok sonuçla hiç te öyle olmayacakmışçasına yaşadığım anlarımla dolu yıllarım gözümün önünden film şeridi gibi geçsin diye hususi kurulmuş bir mimari eserdi. Aradığımız şahıs Tolstoy olamazdı. Cuma günü düğünümüz vardı. Hayır Pazartesi. Beynin bedava olduğu enginlerde ufuk çizgisine çok ta rastlayamadığımız gerçeğiyle yüzleşmeden önce son bir ısırık aldı Adem elmasından ancak Havva’ya sadece ısırılmak ile hasar görmek hatta duymak kaldı. Galiba çok fazla hamburger sonrası çılgınlığı saptamalarıyla dolu bir grup ademoğlu ve ademkızı olarak halamızla dayımızın bulunduğu düğüne doğru adım atmak üzereydik. Şahıs mertebesine en son ama en son ama bak ulaşacak kişinin aslında ilk kişi olma ihtimalini öyle derinden yaşıyorduk ki aniden farketmemiz ile mutlu bir beraberliğin salonunda halay çekerken bulduk kendimizi ama kendimizi ama bak. Gelişigüzel gelmeyişi hiç oralı olmayan sade bir yaşam özentisiyle sosyetenin amaçsızca markalara tomarla para verip birbirine fors için cebimizi delene kadar demir parmaklarını soktuğunun yarı farkındaydık. Çünkü aynada kendine bakan yarı ölü kediler gibiydik ki bunu hiçbirimiz değil Pink Freud söylemişti. Tüm savaşların havadan helikopterle yerlere atılan beyaz A4 kağıtlarla her taraf kaplanınca askerlerin ellerindeki silahlarla dizüstü yere çöküp ağlamaya başladığında biteceği inancıyla uyukladığımız günler zaten büyümemize yetmişti. Şaşkınlığımız çok