“Kardeşler, bu iş bizim başımıza nasıl olsa gelecekti. Biz uzun yıllar çalışkanlığımız, mutluluğumuz, mutlu ülkelerimizle övünmekten başka bir şey yapmadık. Böyle mutlu yaşarken, başımıza gelecek böyle bir bela için hiçbir önlem düşünmedik. Oysaki çok vaktimiz oldu, yan gelip yattığımız günler oldu, başımıza gelecek belalara karşı önlemler düşünebilirdik, sellere, yağmurlara, dolulara, karlara, depremlere karşı nasıl önlemler düşünmüşsek, fillere karşı da bir umarını bulabilirdik, olmadı, işte köle, işte tutsak olduk.”
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Bu, diğer baharlardan daha gerçek, daha göz kamaştırıcı ve parlak olan bir baharın, konusunu ciddiye alan bir baharın, takvimlerdeki bayram kırmızısının, mühür mumunun kırmızısıyla, boya kalemlerinin kırmızısıyla, coşkunun kırmızısıyla, uzaklardan açıkça yazılmış esin verici bir bildirinin öyküsü, uzaklardan postalanmış muştulu bir telgrafın morudur. Her bahar, tek bir mevsime sığmayan ölçüde çılgın ve devasa yıldız fallarıyla başlar; bu baharların her birinde -bir kez olsun söylemek için- her şey vardır: bitmez tükenmez geçit alayları, bildiriler, devrimler, barikatlar; her birinin içinden bir an için ezberin sıcak kasırgası, o sınırsız keder ve hakikatte boşa yanıt arayan sarhoşluk geçer. Sonra bu aşırılıklar, doruğa çıkmalar, coşkunlukla kendinden geçişler çiçeklenmeye, bereketli yaprak vermeye başlar, heyecandan karmakarışık ilkbahar bahçelerine dönüşür ve yaprakların hışırtısında erir. İlkbaharlar kendilerine böyle ihanet ederler; birbiri ardına, çiçeklenen parkların boğuk hışırtısına, galeyanına, gelgitine dalan her bahar, kendine verdiği yemini unutur, ahdinin yapraklarını teker teker yitirir. Gelgelelim bu ilkbaharın, dayanacak, sözünü tutacak cesareti vardı. Pek çok başarısız denemeden, kalkışmadan, büyülü ritüelden sonra, gerçekten de biçim almayı, her şeyi kaplayan mutlak ve son ilkbahar olarak dünyada patlama yapmayı istemişti. Ey olayların rüzgârları, serüvenlerin fırtınası, ey mutlu darbe, ey, o yüce günler, utkulu harika günler!
Sayfa 140
Reklam
Bütün kötü günleri mutlu geçirilmiş bir tek gün silebilir...
Nedenini bilmeden kendini çok mutlu hissettiği günler oluyordu. Yaşamaktan, nefes almaktan mutlu oluyordu böyle günlerde. Tüm varlığı adeta gün ışığıyla, renklerle, kokularla, güneyde geçen harika bir günün sıcacık havasıyla bütünleşiyordu. Böyle zamanlarda tek başına, bilmediği, yabancı yerlerde dolaşmayı seviyordu. Düş kurup uyuyacak pek çok güneşli köşe keşfetmişti. Düş kurmak, yalnız olmak, rahatsız edilmemek iyi geliyordu ona.
Sayfa 95·Kitabı okudu
İnsan, mutlu günler geçirdiği yerleri yeniden görmekten haz duyardı.
Sayfa 229 - İletişim yayıncılık·Kitabı okuyor
Edebiyat
İleride mutlu günler bekliyor bizi...
Sayfa 52 - Nora Kitap
Alıntı
Reklam
Reklam