Dilbilimci Emin Özdemir'in kaleminden. Ana dili doğru ve etkili kullanmak,kitap okumak insanın başarısını nasıl etkiliyor? Kitap tam da bu soruya cevap veriyor. Emircan'a babası vasiyet olarak kitaplarını bırakır. İlk başlarda buna üzülse de sonraları okuduğu kitaplarla farklı diyarlara açılır düşünce gücünü geliştirir. Bir gün mutsuz bir kentin yönetici aradığını ve sorulan sorulara uygun cevabı verebilenin kentin yöneticisi olduğu kulağına gelir. Emircan okuduğu kitaplardan elde ettiği bilgi ve başarı sayesinde tüm sorulara doğru cevap verir ve kentin yöneticisi olur. O kent bir daha mutsuz olmaz ve Emircan da artık bir Mutlukent Yöneticisi'dir.
Sütle dolu bir kazana iki kurbağa düşmüş. Kurbağalardan biri “Eyvah, burada ölüp kalacağız.” demiş; “Kurtulmamız olanaksız. Ne yapsak boş. Kurtulamayız. İyisi mi çırpınmadan ölüme teslim olayım.” Böyle diyerek kendini bırakmış. Kazanın dibine batmış, orada can vermiş. İkinci kurbağa arkadaşı gibi düşünmemiş. “Ölürsem de direnerek ölürüm.”demiş, başlamış çırpınmaya. Durup dinlenmeden ayaklarıyla sütü dövüyormuş. Süt dövüldükçe yağa dönüşmüş. Kurbağa da yağın üstünde kalmış, canını kurtarmış. Mutlukent'in Yöneticisi
Kitabı okumadan önce konusunun bu kadar derinlikli olabileceği aklıma gelmemişti. Teorik bir dili ve yoruma dayalı bir tarzı mevcut. Kitap okuyan çocuklar zorlanmayacak fakat görseli seven ve az kitap okuyan çocuklar zorlanabilir. Eğitimci ve ebeveyn rehberliğinde okunup tahlil edilecek kitaplar arasında.
“Mutlukent’in Yöneticisi” adlı eseri 9+ yaş herkes rahatlıkla okuyabilir. Yazar kitabı yazarken çok sayıda hikâye ve detaylı konuları bir arada ele almak yerine bu kitaptan seri hazırlayabilirdi. Yazar vefat ettiği için artık bu fikir için geç. Resimlemesi çok zayıf, biraz itici, kültürümüzü yansıtmayan resimler mevcuttu. Kapak tasarımını beğenmedim. Nitelikli içerik kuru bir dille anlatılarak heba edilmiş demek zorundayım.
Gelelim kitabın içeriğine. Daha doğrusu özetine.
Kentin birinde çok okuyup çok düşünen bir adam varmış. Bildiklerini okuduklarını Düşünce ve duygularını başkalarıyla paylaşırmış.
Adamcağızın Demircan ve Emircan adın da iki oğlu varmış. Gün gelmiş hak vaki olmadan mirasını paylaştırmak istemiş. Tüm altınlarını büyük oğlu Demican’a, not tuttuğu kitabıyla birlikte diğer kitaplarını da küçük oğlu Emircan’a bırakmış.
Demircan paraları alır almaz şehir şehir gezerek harcamaya başlamış. Babasına kırılan Emircan ise kitaplara bir süre bakmamış. Bir gün merak edip baktığında kitaplarda çeşitli hikâyelerden oluşan babasının nasihatleri ile karşılaşmış. Bu hikâyelerde okumanın önemi, faydaları, sözcük hazinemizin geliştirilmesi, dinlemek, yazmak ve konuşmak hakkındaymış. Emircan babası gibi kitapları okuyarak gün gelmiş kendini geliştirmiş o da bilge olmuş. Herkes ondan fikir alır olmuş.
O dönemde Dertlikent adında bir yer varmış. Dertlikent’in çözülemeyen birçok sorunu bulunuyormuş. Bu kent halkı kendilerine sınavla bir yönetici seçmeye karar vermişler.
Kitap çok klasikti yani başını okuduğumda sonunu çok çabuk tahmin ettim. Konusu aynı olan birçok kitap okuduğumdan o kadar sürüklemedi. Tavsiye ederim fakat bu tür bir kitap okuduysanız çok sıkılabilirsiniz.
Mutluluk insan ilişkileri ve hayatın amacına dair güzel bir kitap. Renkli resimleri yöresel kıyafetleri ile eğitici bir kitap. Çocuklar için dili uygun, akıcı sade.
Emircan'ın hikayesi çok farklı bir hikaye. Benim içimi ısıtan, mutlu eden bir hikayeydi. Küçük büyük herkes okuyup bilgilenmeli. Dertli bir kenti zekasıyla, bilgisiyle, sezgisiyle mutlu bir kent yaptı Emircan. Ben çok sevdim. Eskiden okumuştum. Yine okudum, ve hiç sıkılmadan..