Şiirlenelim..
Hz. Şems'in Hz. Mevlana'ya Yazdığı Şiir Bırakmıyorum ki; Gönülden düşünce olasın, istemiyorum ki; gözlerde değersiz kalasın Seni canımda saklıyorum ; gözümde gönlümde değil. Tâki son nefesime kadar bana yar olasın. Elimde olsa Cenneti ateşe verir, Cehennemide bir kova suyla söndürürümki geriye Aşk baki kalsın Ey seher yeli ! Bir semtten haberin var mı ? Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin Çalıp çağırdığın, Hay huy ettiğin günler var mı ? Ey Rüzgar ! Daha yavaş es, Çünkü güzel kokuyorsun. Bu Gönül işidir Kafa işi değil. Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim, Ama senden başka kimse duymayacak, Kimse anlamayacak. Şimdi sorarım sana, Hangi aşk daha büyüktür ? Anlatılarak dile düşen mi, Anlatılmayıp yürek deşen mi? Bana güneş'in adı verildi;
İnsan sevdiğinin üzülmesini istemez. Yüreğinin en ufak bir sızıyla burkulmasını, gözlerinin bir an olsun hüzünle dolmasını istemez. Çünkü senin yüzündeki bir gölge bile benim içimde tüm ışıkları kapamaya yetiyor. Güçlü duruşunun arkasında ne kadar hassas, ne kadar yufka bir kalp taşıdığını biliyorum. Belki herkes fark etmiyor ama ben görüyorum. O yufka yüreğinin içinde, her fırtınadan çıkmayı başaracak kadar güçlü bir kadında var. İnan bana, sen sandığından çok daha güçlüsün. Her zaman güçlü olmak zorunda değilsin, Yorulabilirsin, düşebilirsin, Ağlayabilirsin, Üzülebilirsin, Ama sen tekrar kalkabilecek kadar, gözünün yaşını kendin silebilecek kadar güçlü bir kadınsın. farkında mısın bilmiyorum çok özel bir kadınsın. Tüm kadınlar özeldir yanlış anlaşılmak istemem. Ama gücünü unutma sakın, sen çok başka bir kadınsın. ben görüyorum, biliyorum, tanıyorum… Yorulsan da, kırılsan da, düştüğünü sansan da ayağa kalkmayı başaran o güzel kalbi tanıdım ben. seni bu kadar çok sevmemin sebeplerinden biri de buydu, güçlü bir kadındın. Tanıdıkça her geçen gün daha da aşık olduğum kadınsın.. yufkacık yüreğinin ardındaki güçlü kadına ben her gün yeniden aşık oldum. Bu zor günler geçecek. Belki bugün değil, belki yarın da değil ama mutlaka geçecek. Ve o gün geldiğinde, bugün hissettiğin tüm acıların yerini huzur alacak. Ben de senin yeniden gülümsediğini görmek için sabırla bekleyeceğim. senin gülüşün, dünyanın bütün karanlığını aydınlatabilecek kadar güzel.. Sen gülünce çiçek açar her yan.. Keşke yanında olabilseydim de omuzlarındaki bütün yükleri tek tek alabilseydim. Keşke seni üzen her şeyi senden uzaklaştırabilseydim. senin gülüşün benim en güzel huzurum.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Geçmişten Geleceğe
Geçmiş çok mu önemli? Geleceğimizi oluşturacak kadar önemli mi mesela? Neden geçmişi terk etmek, öylesine bırakıp gitmek ya da kabullenmek bu kadar zor? Bir şeyler olup bitiyor; belki isteğimizle, belki de olması gerektiği için. Ama kaçını kabulleniyoruz? Kaçına "Tamam, bu da böyle oldu, yapacak bir şey yok." diyoruz? Ya da böylesi bizim için daha iyi diyerek kabullenmiş gibi mi yapıyoruz? Ama belki de ona zorla dayatılan şeylerle savaşmak isteyenler vardır. Kabullenmesi gerektiği şeyleri kabul etmeyerek kendi kabullerini oluşturan insanlar... Onlar ne yapıyor? Herhâlde sokağa çıkıp bağırmıyorlardır. Acaba içlerinde bir yerde olan geçmişleriyle mi barışıyorlar? Bence önce kendileriyle barışıyorlar. Önce kendilerini kabul edip, sonra kendilerini tanımaya başlıyorlar. Çünkü bir insan kendini tanırsa ve kendini taşıyabilirse ne başkalarının kabullerine ne de zorla dayatılan kabullere ihtiyaç duyar. O, kendini kabul ettikten sonra gerisi önemli mi? Rüzgârı da arkasına alır; sonra kim onu durdurabilir ki? Geriye geçmişle yüzleşmek kalır. Onunla barışmak, belki de onu anlamaktır. Ama anlamak yolun yarısıdır. Diğer yarısı da sarılmaktır. Sıkı bir sarılma... Geçmişe gidin, onu anlayın, onu dinleyin. Gerekirse soru sorun, diretin; ama işin sonunda onu anlayın. Sonra da sıkıca sarılın ve yolu tamamlayın. Geçmişle barışmak, bize bol huzurlu ve barış dolu bir gelecek inşa eder. O evi dekore etmek de bize kalır. Belki böyle söyleyince yorucu gelmiş olabilir ama bence değer. Hafiflemiş, her şeyden arınmış bir barışa değer. Barış olduktan sonra da kalan her şey çözülmüş olmaz mı? Tüm zorunluluklar, zorla dayatılan kabuller su olup denizin dalgalarına karışmaz mı? Karışır. Karışır, sonra da akıp gider. -Şevin Petekkaya
Hayata Dair
Albert Camus der ki;
"Nefretin ortasında, içimde, yenilmez bir sevgi olduğunu buldum.Gözyaşlarının ortasında, içimde, yenilmez bir gülümseme olduğunu buldum.Karmaşanın ortasında, içimde, yenilmez bir sakinlik olduğunu buldum. Tüm bunların içinde fark ettim ki kışın ortasında, içimde, yenilmez bir yaz olduğunu buldum. Ve bu beni mutlu ediyor. Çünkü dünya üstüme ne kadar gelirse gelsin, içimde, onu gerisin geri yollayan daha güçlü, daha iyi bir şey var demektir."
1000Kitap
En sevdiğim alıntılardan birinde Albert Camus der ki,
Nefretin ortasında, içimde, yenilmez bir sevgi olduğunu buldum. Gözyaşlarının ortasında, içimde, yenilmez bir gülümseme olduğunu buldum. Karmaşanın ortasında, içimde, yenilmez bir sakinlik olduğunu buldum. Tüm bunların içinde fark ettim ki kışın ortasında, içimde, yenilmez bir yaz olduğunu buldum ve bu beni mutlu ediyor. Çünkü dünya üstüme ne kadar gelirse gelsin, içimde, onu geri yollayan daha güçlü, daha iyi bir şey var demektir."
Alıntı
Genç göstermek güzel olmak anlamına gelmez
Ben otuzlarının başında bir milenyumluyum. Küçükken herkes 30 olmayı korkunç bir şey gibi gösteriyordu ve üzüleceğimi sanıyordum ama öyle olmadı. Çünkü büyümek kötü bir şey değil ve gençlik her zaman mutluluk anlamına gelmez. (Gençlik ve spor bakanlığının etkinliklerine artık katılamayacak olmam beni yaralamıştı tabii) Yaşımı göstermeyen biriyim. Bence eğlenceli bir şey çünkü insanların tepkileri komik. Ama "Çok genç duruyorsun" bence bir iltifat değil. Kimse bana genç dedi diye "güzel" dediğini düşünmedim. Hatta yirmilerin başında ergen gibi görünmek beni çok mutlu etmemişti. Ayrıca yaşımı bilmeden bana yürüyen yetişkinlerin hepsinin sorunlu olduğunu düşünüyorsun ister istemez. "Genç göstermek" özellikle 30 yaşında veya daha genç isen tuhaf bir güzellik algısı. Neden yetişkin bir kadın erkeklerin ilgisini çekmek için çocuk gibi görünmeye çalışsın ve neden koca koca adamlar bunu çekici bulsun?!?!?! Bu iğrenç konu bir yana, nedense bizim neslin çoğunlukla daha genç gösterdiğini görüyorum. Ve bizden sonraki nesil de daha çabuk olgunlaşıyor ve belki yıpranıyor haklı olarak. Tabii istisnalar var. Bir kaç sene önce uzun sürenin ardından ilk defa 15 yaşında gösteren bir 15 yaşında çocukla karşılaştım ve sınıftaki herkesten çok küçük göründüğü için şikayet ediyordu. Peki bunları neden yazıyorum. Çünkü az önce 3 haftalık bir yorumuma yanıt geldi. Kadının biri bir videoya kendi yaşı ve görünümü hakkında bir yorum yapmıştı ve ben de "Sanırım bizim neslin özelliği, genelde z kuşağından küçük gösteriyoruz. Ben de bütün genç arkadaşlarımdan küçük görünüyorum" yazmıştım. Başka biri yanıt vermiş [İngilizceden çeviri] "İşte kendini z kuşağından genç sanan sanrılı (delulu diye yazmış bir de 🙄 ) bir milenyumlu daha. Bunu sana söylediğim için üzgünüm ama hepniz yaşlı gösteriyorsunuz
İnsan ve Hayat