En yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki, sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de, yaşamını oraya nasıl çıktığını anlatarak geçirmemen mümkün mü?
Önce sadece bir tür bıkkınlık, yorgunluk; kassız ve kemiksiz olmanın, patates çuvalları arasında bir patates çuvalı olmanın boğucu ve yapışkan duygusuyla, sanki çok uzun süredir, saatlerdir, sinsi, uyuşukluk veren, verdiği ağrı hafif ama dayanılmaz olan bir rahatsızlığın pençesine düştüğünü birden fark etmiş gibi.
Anatole France bu olayı anlattıktan sonra, "Fikirlerimizin çalındığını görünce feryadı basmadan önce" diyor, "onlar gerçekten bizim mi, değil mi diye bir araştıralım."
Eski saatler babalarımızın öldüğü, annelerimizin evlendiği, bizim doğduğumuz, kervanların hareket ettiği ve orduların düşman şehirlerine girdiği, hayatı etrafımızda serbest bırakan geniş, kayıtsız ve dost saatlerdi.