Bazen birbirinize bakarsınız. Sonra başınızı kaldırır, göğe ba-kar ve başınızın üzerinde muazzam bir gök kubbenin olduğunu görürsünüz. O zaman ufak tefek hesaplar da ortadan kalkar. Başı nızın üstündeki gök kubbenin ihtişamını idrak ettiğiniz oranda ev-rendeki yerinizin ne kadar küçük olduğunu da anlamaya başlarsı nız. Bunu kavradığınız oranda sağınızdakini, solunuzdakini itme-nin, kakmanın, hor görmenin, kırıp dökmenin saçma ve anlamsız bir şey olduğunu görürsünüz. Dünya hepimize yetecek kadar bü-yük. Göğe bir bak, evrenin ruhunu kavramaya çalış. Küçük mavi bir soluk nokta olan dünyamızda neyin kavgasını veriyoruz? Son-suzluk duygusuna ve şuuruna sahip olmak insana dünyada edepli bir biçimde var olmayı öğretir.
Modern araçsal rasyonalitenin amacı varlığın hakikati-ni açık seçik ortaya koymak değil, evreni kontrol altına almak için basite indirgemektir. Kontrol altına alınamayan her şey karmaşık, mistik, irrasyonel ve saçma görülür.
Dolayısıyla değişim özde, cevherde gerçekleşiyorsa gerçek de-ğişimdir. Öbürü arızi kalmak zorundadır. O yüzden bir insan, bir millet, bir toplum, bir medeniyet kendini değiştirecekse değişim arazlarda değil, özde olmalıdır.
Ama insan önce o yerin ve anın duygusunu yaşamalı, onu hissetmeli, tecrübe etmeli. Bu hazırlık ve tecrübeden sonra kayda geçirdiğiniz şey, sizin için de paylaştı-ğınız insanlar için de daha anlamlı ve kalıcı hâle gelir.