Sevgili dost,
Bu bayramda hangi elleri öptün, bana da haber ver. Günahkar dudaklarının siyah lekeler bırakacağı beyaz bir el bulabildin mi? Yoksa sen de benim gibi katrandan ellere mi yapıştırdın kömürden dudaklarını? Yoksa sen de mi çağırdın yardımına çocukları:
"Ah çocuklar! Kapı kapı dolaşıp, şeker toplayan çocuklar! Bırakın, öpelim ellerinizi. Siz bize şeker verin!"
Sevgili dost,
Hırs, tırnakları çıkarır ama ayaklara da taş bağlar. Tırnakları çıkarır, çünkü daha yükseğe tırmanmalıdır. Ayaklara taş Bağlar, çünkü ne zaman aşağı çekeceği belli olmaz. Alfabesinde tek harf vardır." A." bu yüzden cümle kuramaz.
Sevgili dost,
Bir şehrin en güvenilir yeri, demek sence kütüphanelerdir. Çünkü kitaplar seslerini yükseltmezler. Bu yüzden kütüphanelerde derin bir sessizlik vardır. Sonra kitaplar tozlarını üzerimize üflemezler. Bu yüzden elbiselerimiz hep beyaz kalır, değil mi?
Söylenen her söz binamıza yeni bir tuğla ekler.
Bu yüzden ağzımızdan kaçmamalı kelimeler. Onlar bizim mahkumlarımızdır, izin verdiğimizde çıkmalılar dışarıya.
Publis syrus ne kadar haklı: “ konuştuğuma çok kere pişman oldum. Fakat sustuğuma asla!”