Jean-Felix'in umursadığı şey sanattı. Öteki türlü Alicia'yı The Grove'da ziyaret ederdi. Yanında olurdu. Bunu kendimden biliyordum. Bir adam bir kadını hiçbir zaman böyle bırakmaz.
Seviyorsa.
Neden bana gelmedin, demek istedim. Neden benimle konuşmadın? Ben senin en iyi arkadaşındım. Tek bir kelime etmiş olsaydın bunun üstesinden gelebilirdik. Neden benimle konuşmadın? Buradayım. Ben buradayım.
Ona uzanıp kendime çekmek istedim. Ona sarılmak istedim. Ama yapamadım. Kathy gitmişti. Çok sevdiğim insan, yerine bu yabancıyı bırakarak yok olmuştu.
Bir hıçkırık düğümlendi boğazımda. Sonunda gözyaşları yanaklarımdan akmaya başladı.
Sessizce, ağladım karanlıkta.
"Pek çok yıldır taşıdığın bir üzüntü bu. Biliyorsun Theo, kabullenmesi en zor şeylerden biri, en çok ihtiyacımız olduğu zaman sevilmemiş olduğumuzdur. Sevilmemiş olmanın acısı berbat bir histir."
Birden kızarak, "Hayır," dedim. "Kathy ile olan şeyin benim çocukluğumla hiçbir ilgisi yok."
"Gerçekten mi?" Ruth inanmıyor gibi görünüyordu. "Davranışları öngörülemeyen, duygusal olarak yakınlaşamayan, sevgi ve iyilik göstermeyen birini mutlu etmeye, sevgisini kazanmaya çalışmak eski bir hikaye değil, Theo. Tanıdık gelmiyor mu?"
Ruth'un verdiği tavsiyeyi hatırlıyorum: "Sevgili seçmek, terapist seçmeye benzer," demişti. "Kendimize sormamız lazım: Bana karşı dürüst davranacak biri mi, eleştiri dinleyebilecek, hata yaptığını kabul edebilecek ve imkansız olan için söz vermeyecek biri mi?"