Sırtüstü uzanıp, tepemdeki ağaçları seyrediyordum. Garipti. Ağaçların gayet düz bir şekilde yukarı doğru uzandıklarını biliyor olmama rağmen, öyle yatarken sanki hepsi de üzerime doğru eğiliyormuş gibi geliyordu. Aralarından sızmaya çalışan ışığın da etkisiyle yapraklar simsiyah görünüyordu. O kadar göz alıcıydılar ki, biraz kendinizi kaptırsanız, binlerce metre yukarıdan yerdeki yapraklan izliyor sanabilirdiniz kendinizi. Bir insanı rüzgârla hafif hafif sallanırlarken rahatça hipnotize edebilirlerdi. Çıkarttıkları inanılmaz ses de cabası.
Şehirde yaşarken fark etmiyorsunuz etrafınızdaki binaların ne kadar yer kapladığını. Ancak onları çıkarttığınızda anlayabiliyorsunuz gökyüzünün ne kadar geniş, nasıl sonsuz olduğunu. Devasa ve boş. Üstünüzde hiçbir şey yok. Sizi buraya bastıran tek bir güç bile yok. Yalnızca yer çekimi engelliyor yavaş yavaş havalanıp, dünyadan uzaklaşmanızı.