"Sen böyle şeyler söyleyince veda edeceğimiz anın gelmesinden korkuyorum. Yazı kırık bir kalple bitirmeyi beklemiyordum."
"Endişelenme. Kalplerin kemikleri olmaz. Gerçek anlamda kırılamazlar."
"Eğer kalbin içinde kırılabilecek bir şey yoksa o zaman önümüzdeki ay taşınma zamanım geldiğinde neden kalbim ortadan ikiye ayrılacakmış gibi hissediyorum? Senin kalbin böyle hissetmiyor mu?"
"Hissediyor. Belki ikimizin de kalbinde kemikler çıkmıştır."
Haklı olabilirdi. Belki de gerçekten kalp kemiklerimiz çıkmıştı. Peki ya insanın kalbinde kemik çıkıp çıkmadığını bilmesinin tek yolu kırılmanın neden olduğu ıstırap hissiyse?
Bana gerçekten saygı duyan birinin beni öpmesi hoşuma gitmişti. Benimle gurur duymasına, beni kaldırıp havada döndürmesine bayılmıştım. Sırf benim iyi hissetmem için saçma bir plaj voleybolu maçında kenar çizgisinde bir aptal gibi çığlık atma zahmetine girmişti.
Samson bana bakmadan "Seninle ilgili en çok neyi sevdiğimi bilmek ister misin?" diye sordu.
"Neymiş?"
"Sen bugüne kadar tanıdığım insanlar arasında fakir olsaydım muhtemelen beni çok sevecek tek insansın."
Bu çok doğruydu. "Haklısın. Sahip olduğun para seninle ilgili en az sevdiğim şey."
Samson omzuma bir öpücük kondurdu. Sonra tekrar okyanusa daldı. "Bu yaz gelmene çok sevindim, Beyah."
"Ben de." diye fısıldadım.