Kim bilir kaç sabah güzelliğine hayret ederek resmin karşısına oturmuş, ona âdeta sevdalanmıştı. Şimdi bu resim onun ruhundaki dalgalanmalara göre sürekli değişecek miydi yani? Kilitli bir odada, o güzel altın buklelerine dokunup onları daha da parlatan güneş ışıklarından mahrum kalarak saklanması gereken, iğrenç, şeytani bir şeye mi dönüşecekti? Ah yazık, çok yazık!
Sonsuz gençlik, sınırsız arzular, gizli, ince hazlar, çılgın mutluluklar ve bu mutluluklardan bile daha çılgın günahlar; işte bunların hepsine sahip olacaktı. Tüm bu utançlarım yükünüyse bu resim taşıyacaktı. Hepsi buydu.
Vicdan azabını dindirecek, ahlak duygumuzu yatıştıracak birtakım afyonlar vardı. Fakat buradaki, günahın insan ruhu üzerindeki çürütücü etkisinin gözle görülür bir ifadesiydi; insanın kendi ruhunda yarattığı tahribatın kalıcı bir işaretiydi.
O resim yaşamının sırrını saklıyor, tüm hayatının hikâyesini anlatıyordu. Resim, Dorian'a kendi güzelliğini sevmeyi öğretmişti. Şimdi de kendi ruhundan nefret etmeyi mi öğretecekti?