gaz ve petrol gibi doğal kaynakları olmayan bizler, iyot buharı zenginiyiz. ama onu ne ihraç etmek mümkün ne de saklamak.
hep böyle geçici, fakir şeyler bakımından zenginiz.
sanırım ecinniler'de bir yerde, dostoyevski, insanın mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz olduğunu, tek sebebin bu olduğunu söyler. babam dostoyevski ile pek içli dışlı olmasada, tam tersini iddia ederdi. bir keresinde bir grup arkadaşına şöyle dediğini duydum: biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz.
babam öldü ve babam ölüyor tümüyle farklı iki cümle. ilki bir olgu, bir sonuçtur, ikincisi bir roman. umut ve çaresizliğin birbirini besleyip alevlendirdiği uzun bir hikaye. birinin oksijeni daima diğerinin ateşini harlar.
hastalık, gerçekleşmemiş konuşmaları ve ertelenmiş yakınlığı ortaya çıkarmıştı. birdenbire yanınızdaki, her zaman var olacağına inandığınız kişi, ölümlülüğüyle ışıldamaya başlıyor, saydam ve kırılgan hale geliyor. hayatının ipliği, sonbahar güneşinde aniden görünür hale gelen örümcek ağları gibi parlıyor.