Nedir insan, hep övülen bu yarı Tanrı? Güçlerinden, tam da en gerekli olduğu yerde yoksun kalmıyor mu? Sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da uçsuz bucaksız sonsuzlukta kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilince geri dönmüyor mu hep?
Ey tanımadığım Yaratıcı! Bir zamanlar tüm ruhumu sarmıştın, ama şimdi bana yüz çevirdin! Çağır beni yanına! Boz bu suskunluğunu!
…
Döndüm, baba! Senin öngörmüş olduğun süre kadar dayanamadığım ve bu yolculuğu yarıda bıraktığım için kızma bana.
…
Ey göklerdeki Babam, gelsem beni kovar mısın?
Mutluluktan payını almana set çekenin dünyaya ait bir engel olduğunu düşünebiliyorsun. Bahtsızlığının, kendi mahvolmuş yüreğinden, tükenmiş beyninden kaynaklandığını fark edemiyorsun;
- Aralıksız sürüp giden konuşmasını kesip sordum: “Peki o denli mutlu olduğu, kendini o denli iyi hissettiği ve övüp durduğu o günler ne zamandı?” - “O ne budala bir insandır,” dedi ve acıyarak gülümsedi. “Kastettiği, kendinden tümüyle habersiz olduğu, tımarhanede geçirdiği günler.”