"Ve kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onu(n karşılığını) görecek, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu(n karşılığını) görecektir."
Yukarıda Zilzâl Sûresi'nde değinilen mütekabiliyet esaslı konu bağlamı, zannımca hayat yolunda inanç olarak zayıf olunsa dâhi kabullenilmesi gereken bir husustur.
Çoğu insanın başkalarının ahını alarak yahut haklarına girerek işlediği eylemler, sanki hayatın olağan akışıymış gibi gelse de elbet bunun hesabının da sorulacağı vâkidir. Çoğu kişi tarafınca bu durum öteki âlemde bir ceza olarak yorumlansa da toplumsal olarak bu niteliksiz kişileri yok saymak ve hatta onlara yaptıkları davranışın bizâtihi aynısı yapmak yeterli bir karşılıklılık doğuracaktır.
Fakat toplum içinde bu nitelikliksiz ve lakayt kişilere karşı gerçekleştirilecek bu tarz bir davranış biçimi, sosyal yalnızlığın ve aidiyet hissinin azaldığı aynı zamanda ahlakî tamamlanmışlığın olgunlaşmadığı toplumlarda çok zor uygulanan eylemlerdir. Toplum içinde bunu başarabilen ve teraziyi işlevine uyduran da çok az insan vardır.
O nedenle kişiliksiz aynı zamanda sosyal ve zihinsel tamamlanmışlığı yerinde olmayan gafillere karşı İslam peygamberi Hz. Muhammed en büyük örnek olacaktır. Yüce peygamberin hayatının her sahasından mücadelesi bir mümini ne yapması gerektiği hususunda aydınlatmalıdır.
Bu yüzdendir ki; mümin fani hayatında olabildiğince ne kimsenin hakkına girmeli ne kimseyi hakkına dâhil etmelidir.
Mücadale olacaksa ya hak için ya hak için.