n gozde

n gozde
@n_gozde
Medeniyetin de eleştirilecek tarafları elbette var ancak bir kıyas yapılırsa mevcut durumumuz, doğada yaşadığımız ilkel dönemlere göre başarılı diye düşünüyorum. Neden mi buyurun okuyalım; Doğu Kentucky'de izole bir "oyuk" Duddie's Branch'da, fiziksel olarak iyi koşullara sahip olmayan ve toplumu ile kültürünün pek de işe yarar olduğu söylenemeyen fakat buna rağmen hayatta kalmayı başararak, sadakat ile bağlı olabilecekleri bir dünya yaratan 238 kişi bir örnektir. Bu halk, uzaktaki bir dağın eteklerinde bulunan kirli bir nehrin bir mil kadar ötesi boyunca inşa edilmiş ahşap, harabe ve köhne barakalarda yaşamıştı. Tuvaletler evlerin içinde değildi ve sadece birkaçı işlevsel durumdaydı. Çoğu insan sıska köpekleri yesin diye dışkısını yere yapıyordu ve sağanak yağışlı havalarda bu dışkılar nehre taşınıyordu. Bu nehir insan dışkılarının yanı sıra, insanların içine attığı her türden çöp ve atıkla kirleniyordu. Ama yine de insanların yegane su kaynağı da bu nehirdi. Yakındaki bir kömür madeninde çalışan bir elin parmağını geçmeyecek sayıda erkek dışında herkes yardıma muhtaçtı. Birkaç kişinin tavuklar ve küçük bahçesi vardı fakat Duddie's Branch'ın hayatta kalabilmiş olması büyük oranda devletin gıda desteğine bağlıydı. Bu gıdaların içinde protein miktarı çok azdı, aslına bakarsanız her türden gıda çok azdı. Bu yüzden de çoğu Duddie's Branch'lı genellikle açlık içeresindeydi. Çocukları bile zayıf, ince ve kısa boyluydu. Altı yaşındaki çocuklar yaşıtlarının ancak yarısı büyüklüğüne ulaşabiliyordu, birçoğu anemiydi ve hemen hemen hepsi devamlı yöresel hastalıklarla boğuşuyordu. Birkaç çocuk ve yetişkinler aynı yatakta birlikte yatmasına rağmen, uzun soğuk mevsimler boyunca sürekli
Sayfa 38
Reklam
Adam hastalıklı fikirleri ile insanları manipule edip kendi topluluğunun kurmuş; Üyelerinin tümünün yok olmasının kaçınılmaz olduğu, çok sağlıksız ve verimsiz veya başka bir sosyal sistem tarafından sindirilmesinden dolayı birbirlerine düşmüş bir toplumu düşünmek çok az hayal gücü gerektirir. Kaderi dağılmak olan bir sosyal sisteme örnek, sadece yaşlı erkeklerin genç kadınlarla cinsel etkileşim sağlayabildiği, genç erkeklerin ise ancak kendilerinden yaşça büyük kadınlarla orgazm olmadan cinsel ilişkiye girmeye mahkum edildiği bir sosyal sistem olabilir (Aristofanes böyle bir senaryoyu komedilerinden birinde kullanmıştı). Sadece bunu bilerek sosyal kontrolün güçlü ve değerli yönlerini telkin eden şaşırtıcı etkin sistemler olmadan bu tarz bir sistemin inkişaf etmesinin muhtemel olmadığı rahatlıkla anlaşılabilir. Gerçek hayatta böyle bir toplum vardı -Oneida Topluluğu- ve hakikaten de sonunda yok oldu. Fakat şaşırtıcı olan Oneida topluluğunun varlığının son bulması değil, yaklaşık 30 yıl kadar gibi uzun bir süre var olabilmesidir. İlk kez topluluk haline geldikleri 1848'den yok oldukları ve liderleri John H. Noyes'in tutuklanmaktan kurtulmak için Kanada'ya kaçtığı yıl olan 1879'a kadar, 200 kadar kişi geniş bir New Y ork tarzı evde uzun süreli herhangi duygusal bir bağlılıktan uzak olarak (anneler ve çocukları arasındakiler dahil) bir çeşit grup evliliği formunda birlikte yaşamış ve Noyes ile birkaç lider dışındaki tüm erkekler coitus resenatus (orgazm ile sonlanmayan cinsel birleşme) uygulamak zorunda bırakılmıştır. Bu sıra dışı adetler sadece kendini topluluğun bekasına adamış fedailer tarafından idame ettiriliyor ve uyum sağlayamayanlar da topluluktan kovuluyordu. Yanlış davranış
Sayfa 35
Genellikle bilgilendirme eksiktir çünkü antropologlar, bir halk toplumunda gördüğü zalim, zararlı veya etkisiz uygulamaların aslında sıkça rastlanan sömürgeciliğin neden olduğu sosyal düzensizlik sonucu meydana geldiğine inanmıştır. Tüm antropologlar belirli uygulamaların bazen raporlanmadığını bilir çünkü böyle yapmak insanları kendi gözleri önünde tanımlamak ve kötülemek olduğu için incitici olacaktır. Bu sebepler ile kişisel ön yargıların diğer biçimlerinden dolayı bazı antropolojik monograflar ya da diğer adıyla "etnografyalar" mükemmel, hatta romantik betimlemeler yapar. Örneğin Jane Belo, Balililer hakkında "Bebekler ağlamıyor, küçük çocuklar kavga etmiyor, genç kızlar kendi iffetlerini koruyor... Herkes kendi yaşıt ve büyüklerine saygıyla ve kendisinden küçük olanlara da kibarlık ve anlayışla davranıyor, ilaveten de kendisine verilen görevi hassasiyetle yürütüyor. İnsanlar, görünüşe göre rahatlıkla, hayatlarındaki faaliyetleri düzenleyen kanunlara küçük ya da büyük demeden bağlılar"6 diye yazmıştı. Ne yazık ki bu cennetvari görüşün gerçekçiliğini sağlamak için, Belo -öyle görünüyor ki farkında olmadan- erkeklerin karılarını dövdüğünü, kadınların evlerinden kaçtığını, çocukların ebeveynlerine başkaldırıda bulunduğunu ve kendi geleneklerine ve kanunlarına karşı isyan eden insanların varlığını da belgelemektedir. Etnografık raporlarda hayatın gerçekleri ile ideal olanlar arasında bu türden çelişkilerin yer aldığı diğer birçok örnek vardır.
Sayfa 16
Halk toplumlarındaki -devlet, endüstrileşme ve ekonomik sisteme geçmeden önce tüm dünya üzerinde var olmuş küçük, geleneksel, genellikle karmaşık olmayan toplumlar- yaşama dair bilgiler, antropologların ilk çalışmaları neticesinde elde edilmiştir. Halk toplumlarına ilişkin bazı faydalı raporlar kaşifler, tüccarlar, misyonerler, askerler ve hatta maceraperestler tarafından elde edilmiştir ancak bu raporların birçoğu son derece yanlış hatta fantastik olmuştur.
Sayfa 14
Robert Redfıeld meşhur şehir halkı tipolojisini l 947'de yayınladığında, antropolojinin prestijini zaten var olan çok eski bir payeye getirmekten biraz fazlasını yaptı. 3 Şehirlerin suç, düzensizlik ve her türden insani sıkıntılar ile karakterize edildiği ve küçük, izole ve homojen halk toplumlarının uyum içerisinde olduğu görüşü Aristofanes, Tacitus ve Eski Ahit'e kadar uzanmaktadır. Bu görüşe yeni şöhreti l 9. Yüzyılda W.H. Morgan, Ferdinand Tönnies, Henry Maine, Fustel de Coulanges, Emile Durkhaim, Max W eber ve özellikle Komünist Manifestosu ile Kari Marx gibi etkili bazı figürler tarafından kazandırıldı. Onların ve diğerlerinin yazılan, halk toplumunu zaman içerisinde şekillendiren duygusal ve ahlaki bağlılık, samimiyet, sosyal bütünlük, süreklilik gibi olguların, sosyal düzensizlikten ve kişisel hastalıklardan kaynaklanan değişimin hüküm sürdüğü şehir hayatına geçerken kaybolduğu yönünde bir mutabakata yol açtı. Halk "topluluğu" ile kent "toplumu" arasındaki zıtlık yirminci yüzyılda sosyal bilimlerin en temel fikirlerinden biri haline geldi. Büyük şehir toplumlarının, halk toplumlarının karakteristiği olduğu düşünülen uyum içindeki toplum bilincini kaybettiği görüşü, sosyal bilimciler, siyaset bilimciler, sosyologlar, psikiyatristler, ilahiyatçılar, roman yazarları, şairler ve eğitimli halkın geneli arasında yayıldı.
Sayfa 12
Reklam