Kitapta dikkatimi çeken Oblomov'dan çok Oblomovculuktur. Ve Oblomovculuk, İlya İlyiç için öyle doğal bir durumdur ki Gonçarov, bunu bizlere daha ilk sayfalarda şu sözlerle anlatır: " Uzanmak İlya İlyiç için ne uykusu gelmiş insanlarda olduğu gibi bir zorunluluk ne de yorgun bir kimsedeki gibi geçici olan bir ihtiyaçtı. Bu onun doğal haliydi." Ayrıca belirtmeliyim, öyle bir hal almıştır ki bu Oblomovculuk, kitabı bile yazılmıştır ( Dobroliubov ' Oblomovluk Nedir?). Peki Oblomovculuk önemlidir, ya Oblomov? Elbette ki Oblomov da en az Oblomovculuk kadar önemlidir zira Lenin bile kendisi hakkında şu sözleri kullanmıştır: "Rusya üç devrim geçirdi, ama yine de Oblomov ile kaldı. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, Oblomov'un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek , sarsmak gerekecektir."
Evet gerçekten de şöyle bir etraflıca izlediğimizde çoğu bireyin davranışlarında Oblomovculuğa rastlamak kaçınılmazdır. öyle kı kitabı okuduğumdan bu yana her erteleyişimde ve isteksizliğimde Oblomov'u hatırlarım. Çünkü Oblomov bu iki kavramın adeta vücut bulmuş halidir. Öyle ya, hayalinde bile eşiyle çıktığı gezinti esnasında küreği karısı çekiyor.
Fakat burda eklemek isterim. Evet , kitap boyunca bu tembellik karşısında okuyucu Oblomov'a pes artık diyebilir. Fakat tembellik adı altında toplanmış tüm bu kavramlar elbette ki öylece kendiliğinden oluşmadı. Buna neden olan en önemli kaynağın ailesi olduğunu düşünüyorum. Bundan bahsetmeden evvel kitapta geçen bir cümleyi aktarmak istiyorum: "Harcanmak isteyen güçleri, harcanamayınca içinde kalıyor ve yavaş yavaş körleniyordu." Bu cümleyi okurken bir kaç dakika düşündüm. Bu hayatımızın her yerinde bu şekilde değil midir? Eğer elinizde tuttuğunuz o muazzam yeteneği