Ve gecenin ilerleyen zamanlarında yorgunluğun ve açlığın. aklına bile gelmesine müsaade etmediği düşüncelerin, hissetmeyi reddettiği ölüm dehşetinin baskısı altında sonunda zihni girmek için çabaladığı o duruma girdi. Duvarlar yıkıldı; yıkıldı benliği üzerinden sıyrılıp, bir hiçti artık. Sözlerden ibaretti: Sözdü, ilk başta, zamanın ilk sayfasında, duyacak kimse olmadığında karanlıkta söylenen sözdü. Benliği ondan sıyrılmıştı, artık bütünüy le, ebediyen kendisiydi: isimsiz, bir, tek.
Bir umut; çok minik bir umut. Bütün yapabileceği, hayatta kalacağım demek ve bunun gerçek olmasını ummaktı, şansı yaver giderse gerçek olurdu da. Ya şansı yaver gitmezse,.?
Umut, güvenden bile daha narin, daha çetin bir şey, diye düşündü; tepesindeki sessiz ve belirsiz şimşek çakarken odasını arşınlıyordu. Güzel bir dönemde insan hayata güvenir, kötü bir dönemde sadece umut eder. Ama her ikisi de özünde aynıdır: İnsan zihninin, diğer zihinlerle, dünyayla ve zamanla zorunlu ilişkisidir. Güven olmazsa insan yaşar ama insan hayatı değildir yaşadığı umut olmazsa ölür.