Gelgelelim burada bizi asıl ilgilendiren Sisyphos’tur. Onun
tekrar tekrar aşağı yuvarlanan kayayı sürekli tepeye taşıması,
Milner’a göre, Zenon’un paradokslarının üçüncüsünün edebi
modeli işlevini görmüştür: Verili bir X mesafesini hiçbir
zaman kat edemeyiz, çünkü bunu yapmak için önce bu
mesafenin yarısını kat etmemiz, onu kat etmek için de
çeyreğini kat etmemiz gerekir ve bu sonsuza kadar gider. Bir
hedef, bir kere ulaşıldıktan sonra, her zaman yeni baştan geri
kaçar. Bu paradoksta, psikanalizdeki dürtü kavramının
doğasını, daha doğrusu Lacan’ın dürtünün amacı ile hedefi
arasında yaptığı ayrımı görmüyor muyuz? Hedef nihai varış
yeridir, oysa amaç yapmak istediğimiz şey, yani yolun
kendisidir. Lacan’ın söylemek istediği, dürtünün gerçek
maksadının hedefi (tam olarak tatmin edilmek) değil, amacı
olduğudur: Dürtünün nihai amacı dürtü olarak kendini
yeniden üretmek, dairesel yoluna dönmek, hedefe gidip gelen
yolunu sürdürmektir. Asıl keyif kaynağı bu kapalı dairenin
tekrara dayalı hareketidir. Sisyphos’un paradoksu da burada
yatar: Hedefine bir kere ulaşınca, eyleminin asıl amacının
yolun kendisi olduğunu, bir inip bir çıkmak olduğunu kavrar.
Peki, iki eşit kütlenin zıt yönlerde hareket etmelerinden, belli
bir zaman miktarının yarısının bu zamanın iki katına eşit
olduğu sonucuna varan son Zenon paradoksunun libidinal
ekonomisi nasıldır?