Sen aptallar, alıklar gibi şu facia-i hayatiyenin karşısında ezilip kalırken ben, aşkın ne olduğunu, ikilik yokken bir zatın kendi kendini nasıl sevebildiğini düşünüyordum.
Bir garip aleme düştüm. İhtimal ki şimdiye kadar bu alemde bulduklarım nice endişenâk vicdanları ikna ederdi. Lakin ben? Teleskopların göremediği avalim-i baîdeyi benim mana gözlerim görüyor. Henüz mütefennilerimizin mahiyetini tayin edemediği sehab-ı muzîlerle ben temasta bulunuyorum. Sizin tefahhüsatınızdan gizlenen sönük ecram-ı semaviye, benim görmek için nura muhtaç olmayan gözlerime hedef oluyor. Ben öyle bir ruh oldum ki benim için uzak, yakın, kesif ve latif kalmadı. Maddiyat emrimin mahkûmu, maneviyat irademin zebunudur. Böyleyken ben yine açım. Ruhum, kendisini doyuracak gıda-yı kanaati henüz bulmadı…Arıyorum, arıyorum… “Ne mi?” diyeceksin? Hiç!