Dünyaya gelmek, bir saldırıya uğramaktır. Doğan bebek, havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir.
“We ain’t what we want to be, and we ain’t that we’re going to be, but we ain’t what we wuz.”
(Henüz olmak istediğimiz şey değiliz, olacağımız şey de değiliz ama her ne idiysek artık o da değiliz.)
Rûhumun muhabbetine dâir olan temâyül-i samîmî vü ciddîsini hissederek hakkımda ‒bence pek kıymetdâr olan- teveccühünü dâimâ tezyîd eyledin [artırdın]. İki gönül muhâlesatla [dostlukla] birbirine bağlandı. Benim için de bundan büyük bahtiyarlık olamazdı.